19 Aralık 2008 Cuma

Döndü!


Can ne zamandır yanlara parantez şeklinde dönüp yüzüstünden sırtüstüne dönüş sinyai veriyordu; ama henüz dönmemişti. Bugün onu yere battaniyenin üstüne bıraktım, sırtüstü oyuncağıyla oynuyordu. 5 dakka sonra yanına gittiğimdeyse yüzüstüydü. :)

Doktor ilk önce yüzüstü dururken sırtüstüne döner demişti ama bizimki tam tersini yaptı.


Haha, Civan, "yahu amma olaymış bu çocuğun dönüşü, son 1 senedir meselemiz hep Can döndü mü, dönecek mi" diyor zira bilenler biliyor karnımda başaşağı dönmesini beklemiştim epey. :)


Neyse, döndü işte.
Cesur yürek, fotoğrafta Tansu'nun aldığı sarı zürafası ve Figen'in aldığı elleri ayakları diş kaşıyıcısı olan uzaylısı (yani sanırım) ile...

18 Aralık 2008 Perşembe

Ağızdan hiç çıkmayan el

Mümkün olsa dirseğine kadar sokacak elini ağzına. Sanırım ağzı kaşınıyor, ama diş yüzünden mi emin değilim çünkü son 3 aydır hep böyle ve daha bir diş hazırlığı görünmüyor.





16 Aralık 2008 Salı

Süt pompam ve ben!



Son birkaç aydır, ama özellikle 2 aydır ayrılmaz ikiliyiz süt pompasıyla. Sabah ben ve pompam işe geliyoruz. Gün içindeki genellikle 3sağma seansından sonra, çantamda pompa ve sütler, koştura koştura eve gidiyorum. Sütler buzluğa atılıyor. Sonra Can saat 9 gibi uyuyor ve saat 12 civarında ben yeniden başlıyorum süt üretimine. Eğer yeterince geldiyse, bir paket de gece atıyorum buzluğa; yok dolduramadıysam şişeyi, sabah da Can uyanmadan evvel uyanıp bir miktar da olsa sağıp, şişeyi tamamlayıp atıyorum buzluğa. Bu arada Can'ın o gün içeceği sütleri de indiriyorum buzluktan.. Bu rutinim şaştığı, ya da sütüm bir gün az geldiği anda, stoktan yiyoruz. -ki stok dediğim de 5-6 biberon sütten ibaret maalesef, büyük kısmınıu tükettik çünkü.

Bayramdan hemen evvel süt pompam bozuldu. Bu, tahmin edebileceğiniz gibi benim için kriz yaratıcı bir durum. Avent servisi sağolsun pompamı 10 günde teslim edeceğini söyleyince delireceğim zannettim. Neyse ki Tuğba, her zaman olduğu gibi imdadıma yetişti ve pompasını ödünç aldım.

Bütün koşturmacam Can 6 ay sadece anne sütüyle beslensin diye. Şükürler olsun 5 ayı bitirdik. Kontrolümüzde doktor gayet iyi buldu Can'ı. Yine çok iyi kilo almış, boyu güzel uzamış. Çok mutlu oldum, zira sütümü bir şekilde yettirebiliyorum, koşturmaca bir işe yarıyor demek bu.
Bu ay elma püresi ve yoğurt yemeye başlıyor azar azar da olsa. Elma püresini uzaktan görünce bile nefesi hızlanıyor, kollar bacaklar oynamaya başlıyor. Ama yoğurt için şimdilik pek tezahürat yok. Bakalım..

25 Kasım 2008 Salı

4. ay kontrolü


4. ay kontrolüne gittik.

10 gün oldu ama ancak yazabiliyorum işte.

Can 4. ayda 1 kilo almış, 6 cm uzamış. Gelişimi gayet iyiymiş. Anne sütüne devam...

Bu ay, henüz öğün biçiminde olmasa da elma ve yoğurt tadımlarına başlayacağız.

Ben, acele etmeyip bayram tatilinde biz bütün gün beraberken başlamayı düşünüyorum. Düzenini oturtmak açısından daha kolay olacak.

Ama geçen gün annemlerde soyulmuş bir dilim elmayı eline verdim. O elmayı öyle bir yalaması vardı ki.. Tabii yavrucak 4 aydır anne sütü ve vitimininden başka (ki o vitamini alması 10 sn, sonrasında yalanması 1 dakika sürüyor!) bir şeyin tadını bilmiyor.

İnsan elma yalayarak kendinden geçer mi, geçti. :)

11 Kasım 2008 Salı

Can ve Ayça


Ayça, sevgili kuzenim Ayşegül'ün dünyalar tatlısı kızı. Can'ın da yaşı (!), yani ayı kendisine en yakın arkadaşı. Ayça, Can'dan tam 2 ay büyük.

Umarım Can'la Ayça da birbirlerini, Ayşegül'le benim kadar severler. Ki bence öyle olacak. :)

Yukarıdaki, 2 hafta evvel, Ayçalar'a gittiğimiz gün, iki fıstığın babamın kucağındaki halleri.


Yaaa Ayşegül, baksana "Ayçalar" oldunuz! :)

Maya'dan "göre"


Ben çocukken, benden biraz daha büyük birinin eşyalarını kullanırken, "bu bana şu kişiden göre" dermişim. Mesela, "bu pantolon bana Selim Abi'mden göre" gibi. Nasıl bir çağrışımla bunu derdim bilmiyorum ama bu göre muhabbeti o zamandan beri bizim ailenin diline pelesenk olmuş bir laftır. Hala, "bu kitap sana kimden göre?" denebilir örneğin. :)


Can'ın en çok kullandığı eşyalardan bazıları da Maya Abla'dan göre.

Mesela çok severek kullandığımız kangurusu, içinde yatarken sarı zürafayla sohbete doyamadığı oyun havuzu, sterilizatör, ısıtıcı, biberonlar, bir sürü şey Maya'dan göre.

Ama Maya'nın eşyalarından bile daha çok işimize yarayan bir şey oldu, Tuğba'nın tavsiyeleri. Sağolsun her konuda püf noktaları verdi bana, ki bir kısmı cidden çok önemliydi.

Hem Maya'ya, hem de annesine ne kadar teşekkür etsek az...


Kahkaha


Can, artık sık sık kahkaha atar oldu. Ama en çok da babasına gülüyor.


27 Ekim 2008 Pazartesi

Vecihi


23 Ekim 2008 Perşembe

22 Ekim 2008 Çarşamba

100 güzel gün



Küçük kuzumuz tam 100 gündür bizimle.

15 Ekim 2008 Çarşamba

İşe dönüş


Can'ın tam 3 aylık olduğu gün, 14 ekimde işe başladım.

Onun keyfi yerinde, anneannesiyle bütün gün oyun, agu peşinde ama ben onun kadar keyifli değilim. Sabahları evden çıkmak inanılmaz zor geliyor. Neyse ki öğlen gidip emziriyorum kuzuyu. Günde en az 2 kere de sağdığım sütle idare ediyoruz. Umarım 6 ay dolana kadar bu tempoyu sürdürmeyi başarabiliriz.

Hamileliğim çok zor geçmiş olsa da Can doğduktan sonraki 3 ayı süper keyifle geçirdim. İlk birkaç günün zorluğu dışında büyük bir keyifle baktım oğluma, onunla geçirdiğim her anda mutlu oldum. Pek fazla yardıma da ihtiyacım olmadı.

Şimdi, keşke en azından ilk 1 senesinde her an bebeğimin yanında olma şansım olsaydı diyorum ama bir taraftan da işe başlamak iyi gelecek biliyorum. İnşallah çabuk alışırım..

En büyük şansım annemin Can'a bakmak için böyle hevesli olması. Aksi durumda ne yapardım bilmiyorum.

10 Ekim 2008 Cuma

Badi Ekrem


Can gezmelerde



Bayramdan evvelki hafta tatile çıktık ve gezmelere doyamadık... :)


CaN Ankara'da





Can Mersin'de










Can Antep'te





Can Adana'da





Can Alanya'da







Can Akseki'de





Can Bolu'da





Can nihayet evde...



12 Eylül 2008 Cuma

Teyzelerle kucak kucağa




Can artık gülüyor..





Hatta Eren'e kahkaha bile atıyor! :)







Fatoş'lar patladı!




2 Fatoş patladı.
1'i kayıp.
Elimizdeki Fatoş'lar tükeniyor yavaş yavaş. Hala seveceği ikinci bir emzik bulabilmiş değiliz. Tüm Fatoş'lar bitince ne yapacağız kara kara düşünüyoruz.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Babayla başbaşa

Cumartesi işle ilgili bir eğitime gitmem gerektiğinden Can, Kaya'ya emanetti.

Murphy kanunları gereği tüm aksilikler biraraya toplandı. Kaya hasta, Can huzursuzdu. Genellikle uslu olan, ya da en azından yaramaz olmayan Can, cumartesi günkü performansıyla babasını öğle saatlerinde pes ettirmişti. Kendisine öğlende anneanne yolu göründü.

İşte o güne ait bir fotoğraf. Burada uslu taklidi yaptığına kanmayın ama...


Can pazar gününü de çok keyifli geçirmeyince, pazartesi günü doktora gittik. Zaten burnundaki tıkanıklık ve hırıltısı da hala aklıma takılıyordu. Neyse, bir muayene daha oldu, herşey yolundaymış. Hırıltı, kıkırdakların gelişimiyle ilgiliymiş ve doktorun dediğine göre normalin bir varyantıymış. Birkaç ay sürebilir dedi doktoru Özlem Hanım.

Doğumgünü...


Anne olarak yaşadığım ilk doğumgünüm için "üçümüz" dışarı çıkacaktık, yemeğe. Can, gündüz gayet keyifliydi; gezdik dolaştık. Akşam da Kaya'yla buluşacaktık.

Buluştuk da.. Ama bizimki öyle bir yaygara kopardı ki, restorana girmeye cesaret edemeden tırıs tırıs eve döndük. Tabii ki eve döner dönmez uyudu. :)

İşte o tulum!


Bir evvelki yazıda bahsi geçen uyku tulumu...

2 Eylül 2008 Salı

Can ve uyku tulumu!


Can haftasonunu oldukça hareketli geçirdi.
Cumartesi günü doktora gittik, tartıldı. Bu sefer iyi kilo almış, bizden sıkı bir aferin aldı.
Sonra akşam misafirliğe gelen Dayı, Zarife ve Aydın, ertesi gün Maçka Parkı ve İstinye Park Can'a aksiyon dolu saatler yaşattı.

Bu sabah, yine bizi şaşırtarak uyandırdı kendisi. Can doğduğu günden beri battaniyeleri üstünden atma şampiyonu olduğundan son günlerde havanın biraz serinlemesiyle geceyi, hafif bir uyku tulumunun içinde geçirmeye başlamıştı. Kollar açıkta, alt kısım komple kapalı. Bu sabah ıhhh ıhh seslerini duyunca, dedim yine bir şeyler karıştırıyor. Bir baktım ki, o uyku tulumu sekiz olmuş. Belden aşağısı neredeyse tam olarak ters dönmüş. Meğer ıh'lar bu muhteşem operasyonun habercisiymiş. Gerçekten o tulum o şekle nasıl gelebildi merak ediyorum.

28 Ağustos 2008 Perşembe

Can Taksim'de...

Küçük Can, annesiyle babasını fink attığı Beyoğlu'nda gezdi bugün. Genel olarak usluydu. Babasının taktığı kanguruda uyudu. Zaten bizim oğlanın en sevdiği şey gezmek.. Ne kadar huzursuz olursa olsun kapının önüne çıktık mı susuyor, genellikle de uyuyor dışarıda.



Can'la önce La Cantine'de dürüm yedik;



Sonra Starbucks'a gittik. Baba Starbucks'ta kahve içerken Can da "Latte della mamma" isimli çok özel bir içecekten içti:




Biraz da yürüyüşten sonra eve geldik. Can uyumamak için biraz direndi,


Ama gürültülü bir banyodan sonra mışıl mışıl uyudu.

Bence sevdi Beyoğlu'nda gezmeyi... :)

Can ve Fatoş

Can, bir aylık olduktan sonra, annesinin memesini emzik sanmaya başladığı, her an ağzında olsun istediği için, doktorun da tavsiyesiyle, kendisine bir emzik aldık. Heyecanla verdik ağzına, anında tuh diye fırlattı. Dedik ki herhalde bu emziği sevmedi, başka alalım... Onu da sevmedi başka, başka derken envai marka emziği denedik ama bizimkinin tepki hep aynı oldu, minik diliyle emziği itmek, 1 saniye ağzında tutmamak.

Tam pes etmiştik ki, bir gün annemlerdeyken, annem bakkallarından, Kardeşler Gıda Pazarı'ndan bir emzik almış, benim bir emziğe verdiğim paranın 10'da birine neredeyse.. Bakkalın tozlu raflarından çıkan, felaket görünen bir şey. Markası Fatoş.

Türlü güzel markayı reddeden bizimki, Fatoş'u ağzına verir vermez kendinden geçti. Cok cok diye nasıl emdiğini görünce şaşırdım kaldım. Meğer aradığı tat oradaymış.

Tabii hemen sonrasında bakkaldaki tüm Fatoş'ları aldık, zaten birkaç tane kalmış. Bir daha bulabilmemiz şüpheli, riske atamazdık.

Şimdi Fatoş'la çok mutluyuz. :)

Bir tarafta bizim aldığımız emzikler, diğer yanda Fatoş'lar..







27 Ağustos 2008 Çarşamba

Küçük Can ve ilkler...

Can ilk kez;

Evine geldi hoşgeldi! (17 Temmuz)




* Evinde banyo yaptı (18 Temmuz)





* Güldü. Uyurken de olsa...(19 temmuz)


* Maçka Parkı'nda turladı. Anne, baba ve Senem teyze ile. (23 Temmuz)


* Kendi evi dışında bir eve girdi. Büyük annanenin evine.. (27 Temmuz)

* Ziyarete gelen bir arkadaşını ağırladı. iyi ki geldin Deniz! (31 Temmuz)





* Büyük annane dışında bir eve uzuun uzun ziyarete gitti. Ayça Abla'sına... (2 Ağustos)



* Eline kolunu savurup kendi kendini uykusundan edince, Şükran hala tarafından kundaklandı! (8 Ağustos)





* Asya kıtasına geçti! (10 Ağustos)


* Anneanne ve dedenin evine gitti, oradaki yatağında yattı. (9 Ağustos)




* Cicianneye gitti (9 Ağustos)





* Horoz sesi duydu! Polonezköy'de...(10 Ağustos)


* Galatasaray maçı izledi. Galatasaray 2 - Steau Bükreş 2 (13 Ağustos)



* Amcası tarfından kucağa alındı. Bora daha evvel tutmaya korkuyordu. :) (14 Ağustos)



* Annesi ya da babası yanında olmadan sokakta gezdi. Dayı ve Zarife Abla'yla Başiktaş'tan eve geldi. (16 Ağustos)

* Kabalık bir kahvaltıya katıldı. (17Ağustos)




* Ormanda yürüyüşe çıktı...


* Bir doğum günü partisine katıldı. iyi ki doğduun Büüülent! (19 Ağustos)



* Annesi, dayısı ve Başak Teyzesinin favori eserlerinden "Dertli gönüllere giren, işte benim Zeki Müren" şarkısını dinledi! Arabada, tesadüfen... Galiba o da sevdi şarkıyı. :)(20 Ağustos)


* Migros'a gitti! (20 Ağustos)


* Bir hastane ziyaretine gitti, otoparktan da olsa. :) Geçmiş olsun Anıl Dayı. (25 Ağustos)