28 Ağustos 2008 Perşembe

Can Taksim'de...

Küçük Can, annesiyle babasını fink attığı Beyoğlu'nda gezdi bugün. Genel olarak usluydu. Babasının taktığı kanguruda uyudu. Zaten bizim oğlanın en sevdiği şey gezmek.. Ne kadar huzursuz olursa olsun kapının önüne çıktık mı susuyor, genellikle de uyuyor dışarıda.



Can'la önce La Cantine'de dürüm yedik;



Sonra Starbucks'a gittik. Baba Starbucks'ta kahve içerken Can da "Latte della mamma" isimli çok özel bir içecekten içti:




Biraz da yürüyüşten sonra eve geldik. Can uyumamak için biraz direndi,


Ama gürültülü bir banyodan sonra mışıl mışıl uyudu.

Bence sevdi Beyoğlu'nda gezmeyi... :)

Can ve Fatoş

Can, bir aylık olduktan sonra, annesinin memesini emzik sanmaya başladığı, her an ağzında olsun istediği için, doktorun da tavsiyesiyle, kendisine bir emzik aldık. Heyecanla verdik ağzına, anında tuh diye fırlattı. Dedik ki herhalde bu emziği sevmedi, başka alalım... Onu da sevmedi başka, başka derken envai marka emziği denedik ama bizimkinin tepki hep aynı oldu, minik diliyle emziği itmek, 1 saniye ağzında tutmamak.

Tam pes etmiştik ki, bir gün annemlerdeyken, annem bakkallarından, Kardeşler Gıda Pazarı'ndan bir emzik almış, benim bir emziğe verdiğim paranın 10'da birine neredeyse.. Bakkalın tozlu raflarından çıkan, felaket görünen bir şey. Markası Fatoş.

Türlü güzel markayı reddeden bizimki, Fatoş'u ağzına verir vermez kendinden geçti. Cok cok diye nasıl emdiğini görünce şaşırdım kaldım. Meğer aradığı tat oradaymış.

Tabii hemen sonrasında bakkaldaki tüm Fatoş'ları aldık, zaten birkaç tane kalmış. Bir daha bulabilmemiz şüpheli, riske atamazdık.

Şimdi Fatoş'la çok mutluyuz. :)

Bir tarafta bizim aldığımız emzikler, diğer yanda Fatoş'lar..







27 Ağustos 2008 Çarşamba

Küçük Can ve ilkler...

Can ilk kez;

Evine geldi hoşgeldi! (17 Temmuz)




* Evinde banyo yaptı (18 Temmuz)





* Güldü. Uyurken de olsa...(19 temmuz)


* Maçka Parkı'nda turladı. Anne, baba ve Senem teyze ile. (23 Temmuz)


* Kendi evi dışında bir eve girdi. Büyük annanenin evine.. (27 Temmuz)

* Ziyarete gelen bir arkadaşını ağırladı. iyi ki geldin Deniz! (31 Temmuz)





* Büyük annane dışında bir eve uzuun uzun ziyarete gitti. Ayça Abla'sına... (2 Ağustos)



* Eline kolunu savurup kendi kendini uykusundan edince, Şükran hala tarafından kundaklandı! (8 Ağustos)





* Asya kıtasına geçti! (10 Ağustos)


* Anneanne ve dedenin evine gitti, oradaki yatağında yattı. (9 Ağustos)




* Cicianneye gitti (9 Ağustos)





* Horoz sesi duydu! Polonezköy'de...(10 Ağustos)


* Galatasaray maçı izledi. Galatasaray 2 - Steau Bükreş 2 (13 Ağustos)



* Amcası tarfından kucağa alındı. Bora daha evvel tutmaya korkuyordu. :) (14 Ağustos)



* Annesi ya da babası yanında olmadan sokakta gezdi. Dayı ve Zarife Abla'yla Başiktaş'tan eve geldi. (16 Ağustos)

* Kabalık bir kahvaltıya katıldı. (17Ağustos)




* Ormanda yürüyüşe çıktı...


* Bir doğum günü partisine katıldı. iyi ki doğduun Büüülent! (19 Ağustos)



* Annesi, dayısı ve Başak Teyzesinin favori eserlerinden "Dertli gönüllere giren, işte benim Zeki Müren" şarkısını dinledi! Arabada, tesadüfen... Galiba o da sevdi şarkıyı. :)(20 Ağustos)


* Migros'a gitti! (20 Ağustos)


* Bir hastane ziyaretine gitti, otoparktan da olsa. :) Geçmiş olsun Anıl Dayı. (25 Ağustos)


Vive la Revolution!



14 temmuz harika bir gündü!
Küçük Can, yapılan tüm planları altüst ederek sabaha karşı 5'te geldi hayatımıza.
İyi ki de geldi.

Tatlılığı, masumiyeti, fıldır fıldır bakan gözleriyle hayatımızı değiştirdi.

Hamileyken de çok seviyorduk onu. Kıpırtılarını hissettikçe heyecanlanıyor, onu okşuyor onunla konuşuyorduk. Ama yine de doğrusu doğduktan sonra sonra hissedeceklerimizi hayal edemiyormuşuz meğer. Şimdi bir bakışıyla, dudağını büküşüyle ikimiz birden eriyoruz!

Küçük oğlumuzun ilk gecesi üçümüz için de çok değişikti.

Zor bir günün ardından gece saat 11 itibarıyla hastane odasında üçümüz kaldık. Hepimiz şaşkındık!
Can ağlıyor, susuyor, arada hemşireler geliyor, bir şeyler yapmaya çalışıyoruz falan derken, Can doğmadan evvel "ben hayatta yeni doğmuş bebek tutamam kucağımda!" diyen Kaya ilk geceden aldı kuzuyu kucağına...

Aldı ve minik Can babasının kucağında sus pus oldu.

O öyle susunca Kaya da onu bırakmak istemedi ve Can bu dünyadaki ilk gecesini babasının göğsünde, onun kalp seslerini dinler biçimde uyuyarak geçirdi.

Kaya bütün gece"Gözde bu bebek kekik kokuyor!" dedi.

Ben kokladım, bana da geldi o bebek kokusu soslu kekik kokusu.Bilmiyorum o mu kekik kokuyordu, biz mi sarhoş olmuştuk ama, çok güzeldi..