22 Aralık 2010 Çarşamba

Aşı


Can, aşı olmadan hemen evvel....

24 Kasım 2010 Çarşamba

Solistimiz Canki, Teleferikten sesleniyor.

Can okudu mu güzel okuyor şimdi, Allah'ı var. Multilingual bi' insan sonuçta. Bir öncekinde nasıl İngilizce okuduysa bunda da fransızca okuyor. Ancak bu defa durum biraz farklı, çünkü bunda hiç atmasyon yok. Bu yüzden Canca altyazı koymayacağım buna.

Unutmamalı ki bir sanatçı için sahne, dinleyicisinin olduğu her yerdir. Can bunun bilincinde bi çocuk. Yoksa teleferikte söylediği bir şarkıyı böylesine mükemmel icra edemezdi. Tamam, çocuğa habire sallıyorum bu blogdan ama bu performansı da eleştiremeyeceğim. Tek kelimeyle outstanding.

Mutlaka ama mutlaka önce şarkının orijinalini izleyiniz, dinleyiniz. Can'ın performansını değerlendirmeniz açısından bu çok önemli. İlk 40 saniyesi filan.




Şimdi de Canki versiyonu.




Sözler de burada

Alouette, gentille Alouette
Alouette je te plumerai
Alouette, gentille Alouette
Alouette je te plumerai
Je te plumerai la tete
Je te plumerai la tete
Et la tete, et la tete
Et la tete, et la tete
O-o-o-o-oh
Alouette, gentille Alouette
Alouette je te plumerai

Kelimelerin kifayetsiz, yorumların mesnetsiz kaldığı yerdeyiz sevgili okurlar.

Hadi hepinize jantiaalivettö.

23 Kasım 2010 Salı

Canyu!

Ne Kayyuymuş arkadaş.

Caillou bir çizgi film. Baştakipçilerinden bir tanesi de Can. Caillou'nun her biri kendinden de boşbeleş arkadaşları Klementayn, Leo, Sera... Allah o kıza akıl fikir bahşetsin kardeşi Rozi... Hepsi kankalarımız oldular.

Neyse geçen gün Cancan'la parka gittik. Arkadaş sürekli şarkı söylemekle beraber, "Cancım bi Kayyu Theme Song'u okur musun?" filan dediğinde, sağolsun hiç icra etmez. Parkta, boş anını yakaladım ve eseri okutmayı başardım.
Olayın ruhunu kapmanız için öncelikle dikkatlice bir iki kez şu aşağıdaki videonun ilk 20 saniyesini izleyip şarkıyı içselleştirmeniz gerekiyor. İşte:



Öncelikle bu videonun ilk 20 saniyesini izleyin. Şarkının sözlerini dinleyin.

Şimdi de bunu



Orijinali:

I'm just a kid who's four
Each day I grow some more
Caillou

So many things to do
Each day is something new
I'm Caillou

Cancası (Vallahi birebir dinleyip çıkartıyorum.)
An çaste kinti zor

İiiş dey a ra sam sı mor
Kaaayyu

Tuu veni çestudu

İiiş dey iikah ta mor

Kaaayyu
Kaaayyu
Aym Kaaayyu.



Boşbeleş adam boşbeleş. Boşuna demiyorum ben.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Boling, çarpan araba, tren


Can, 1 ay evveline kadar hareket eden oyuncak arabalar, trenler, çarpışan arabalardan pek hoşlanmıyordu. Biz de birkaç denemeden sonra hiç teklif etmemeye başlamıştık.
Ama geçtiğimiz haftasonu kendisiyle tiyatroya gittiğimiz Cevahir Alışveriş Merkezi'nde, bu oyunlara ilgi gösterdiğini fark ettik.
Önce "boling" oynayan abileri izledik.



Sonra, Can, babukayla "çarpan arabalar"a bindi.



Bu arada tiyatroda da son derece uyumlu ve katılımcıydı, sanırım bu sezon bol bol tiyatroya gideceğiz!

13 Eylül 2010 Pazartesi

Uzun bir aradan sonra, Yeni Boşbeleşlikler



Uzunca bir zamandır yazmıyor olmam, Can Efendi’nin boşbeleşliklerine ara verdiği anlamına gelmiyor. Aksine, boşbeleşlik sanatında Mastır’lık seviyesine ulaştı diyebilirim. Sensei sensei, herif resmen boşbeleşlikte karakuşak bilmemkaçıncı dan. Ben hala çözemedim, planlıyor mu bu kadar boşbeleşliği diye ama sanırım doğuştan. Ben buraya yazmayalı Can accayip dillendi. Herbir şeyi konuşuyor diyebilirim. Boundan posundan çapından beklenmeyecek cümleler kurdukça daha da bi komik oluyor. Çok şey var yazacak, birkaçını dökülüyorum.


1- Geçenlerde Gözde bana bir şey söyledi. Dedi ki Eren “Can’a şu şarkıyı sen mi öğrettin?” Ama bu sırada Can’ın bizimle alakası yok. Uzakta bir şeylerle oynuyor.”Yok” dedim. "Ben öğretmedim." “Peki Zarife öğretmiş olabilir mi? “ dedi Gözde, “Evet olabilir. Bu melodi biraz Zarife kokuyo.” dedim. Uzaktan endişe dolu bir ses geldi, ağlamaklı. “Kokmuyooo, kokmuyooo.”
Enayi, altını değiştirilecek de oyunundan alıkonacak sandı. Kaka yapmadım demeye çalışıyo :)
Yahu sen bu konuda bu kadar şuurlu bilinç sahibi biriysen niye hala altına s.çarsın arkadaş.


2- Allahaısmarladık, yani halk dilinde alasmaldık, yerine “Alamasdııııık” diyo. Kayda geçsin.

3- Dün yanıma geldi, tam da Türkiye- ABD basketbol finali başlayacak. Bana dedi ki.
“Errrren, UA Didadam açalım.”
“Canki birazdan UA Didadamın kendisi başlicak Toojonda” (Toojon = Televizyon)
Toojonda açmaaalım, Bişallalda açalım.” (Bişalal = Bilgisayar)
“Canki ama bişalalde açmanın anlamı yok. Toojonda başlicak şimdi.”

Ağlamaya başladı bir Can, bişalalde açalım diye.

“Canki, bak hem bişalal’in şarjı bitmiiiiş. İçerde uyuyomuş.”
“Errren, o jaman bişalali fişe tâkâlım.”
“Ee, Can, n’olcak fişe takınca?”
“UA Didadam şarj olûcak.”
"Yuuh"
"Yuuh" (Ben bi yansıma sözcük kullanırsam kesin tekrar ediyo.)


Ulan hıyartoto, şarj olan bişalal demek istedim sana bir an. Sonrasındayda kendimi bilgisayarın başında (fişe takılmış olarak) UA Didadam dansı yaparken buldum.

4- Gözde ve Kaya’nın genel rutini şöyle. Sabah Gözde Can’ı annemlere bırakıyor. Kaya da akşam alıp eve getiriyor. Bi akşam işten eve dönüp, Can’ı ben aldım ve annesinin babasının yanına götürdüm. Arabaya bindik. Bana diyor ki, “Normalde babukayla gidooruz. Şimdi Coo’yla”

Ulan çapsız, senin neyine “normalde” kelimesini kullanmak.

5- Geçen gün annem Can’a "İ-a-mi Dayın gelicek birazdan Can." demiş. (İ-a-mi Dayı = İlhami Dayı, Yani büyük dayı).

El cevap: “İ-a-mi dayı gelmesin. Normal dayım gelsin.” Ben miyim lan normal dayı, ibiş. Süperdayıyım ben.

6- Bu aralar favori şarkısı, Bodrum’a da gittik beraber, İiiistanbul’da da yaşadık. Kameralara söylesin hemen koyucam buraya.

7- Borik, yani amcası Bora bu aralar askerde. Arada bir Can’la konuşma fırsatı buluyor tabii ki. Can zaten çok meraklı amcasına, hemen telefonu kapıyo ve diyo ki. “Borik, askerlik nası gidiyo.” Yahu arkadaş, sen Borik’in bi üst devresi filan mısın nesin anlamadım ki. Askerlik nası mı gidiyo? Borik seni gıdık manyağı yapsın dönünce de gör sen bakalım. Bu arada, Borik Amca, dayan. Unutma ki, bir gün gelecek bir gün kalacak ve şafak, doğan güneş olacak. Bir an evvel gel, Canki çok özlüyo seni.

8- Can bu aralar saklambaç oyunun mantığını kavradı. Yani ebenin gözlerini yumması, birisinin saklanması filan gibi temel taşlarını kaptı işin. Sobelemeyi bile anladı. Kendisi gözlerini yumup saydığında ben bir yere saklanırsam gözlerini açtıktan sonra beni araması ve görüp sobelemesi gerektiğini anladı. Sorun şu ki, ben gözlerimi yumup saydığımda, yani onun saklanması gerektiğinde, benim yanımda durup sadece o yumuk elleriyle kendi gözlerini kapatıyor. Gözleri kapanınca görünmez olduğunu sanıyor. Ben de yalandan “Nerde bu Can ya, yer yarıldı içine girdi sanki” filan diyorum. Halbuki enayi dümbeleği elleriyle gözlerini kapamış salonun ortasında duruyor. İnsanın ısırası geliyo valla.

9- Malumunuz bu yaz çok sıcak geçti. Çocuk da bunaldı tabii, geçen gün annemin kucağında apartmanın dışına çıkmış. Enteresan bir şekilde hava serinmiş. Çocuk bunaltıcı sıcağın yüzüne çarpmasını beklerken bir anda serinlikle karşılaşmış. Ve hemen anneme demiş ki “Annaneşi, havalal klimayı açmış.”

10- Gözde geçen gün banyo yaptırıyormuş arkadaşa, bu ibiş de yok efendim sağa sola su sıçratmalar olsun, sabunu ordan buraya atmalar olsun, yankı yapan ortamda bağırmalar filan olsun, bir takım taşkınlıklara imza atmış. Gözde de demiş ki, “Can banyo yaparken bazı kurallar vardır ve onlara uymak gerekir.” Can da demiş ki “Burada kulallalı ben koyarım.”. Nerden öğrendin lan sen o cümleyi?

Çapsız dostum, yerler senin kurallarını, haberin olsun.


Kız ebeveynleri dikkat! Kızınızı boş bırakırsanız, ya davulcuya kaçar, ya zurnacıya.

to be continued





31 Ağustos 2010 Salı

Hoppaaaaaa



Bizim taklacının basketbol tutkusunu bilmeyen yok artık.
Evde, sokakta, plajda, basket her daim aklımızda.

Ama şu ara, Dünya Basketbol Şampiyonası sırasında, her zamankinden bile çok aklımızda.
Televizyon, gazeteler, billboardlar... Heryerde basket topları, dev adamlar... Arabamızın teybinde sürekli tatatalı Ua didadam..
Hayatımızı Turkcell'in reklamı gibi yaşıyoruz. Mama ağza girdi "hoppaaaaa", üzüm şu delikten geçti "hoppaaaaa", lego kovaya girdi "hoppaaaa"...

Topun önündeki sahte gülüş ve diğer fotoğraflar, Kanyon'un önünde çekildi.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Taklacı güvencik


Can kuşları çok seviyor.
En çok da onlara yem vermeyi.
Annanesiyle parkta, Ortaköy'de hemen kuşların yanına koşuyor, simidinden parçalar, ya da bazen "kuş maması" veriyor onlara.
Genellikle "güvencik" oluyor gördüğümüz kuşlar.

Diğer yandan Can, bir süredir takla atmayı öğrendi. Fakat öyle heryerde değil, sadece bizim yatağın üstünde atıyor taklaları. Eve kim gelse, bizim odaya götürülüyor ve gösteri izletiliyor.
Yalnız bizim taklacı güvencik, takla atarken kafasını nereye koyacağını biliyor da, takla attıktan sonra ayakları tam nereye gelecek hesaplayamıyor. Onun için de babuka ve anne yatağın kenarlarında güvenlik şeridi oluşturuyor genellikle.

Ama geçen gün, Bora geldiğinde, kaşla göz arasında gösteri alanına gitmişler. Taklacı, şovuna başlamış, kafayı koymuş, ama yatağın yanına oldukça yakınmış ve maalesef hooop aşağı düşmüş. Sanırım düşmenin şiddetinden değil (yumuşak bir iniş yapmış) ama o boşluğa düşme duygusu ve hafif hayal kırıklığından ötürü epey ağladı.

Ama bu onu yıldırmadı. İlk saatlerde biraz tereddütlü olsa da eski performasını kazandığını görüyorum.. :)

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Ulan Köfte! İyi ki doğdun.



Cancan, sen doğmasaydın,

  • Bu renge turuncuk dendiğini,
  • Tatatalı şarkıların, tatatasız şarkılardan farklarını, hatta tatalı diye bir şarkı tipi olduğunu,
  • Uzaklardan atılan güçlüklerin, en tatlı güçlükler olduğunu,
  • Başket atmanın, sadece bir spor hadisesi değil, yaşam biçimi olduğunu,
  • 4 topun aynı anda potanın üstünde biriktirilip, dörtlü başket atılabileceğini
  • Evlerimizin isimlerinin, "Dedemiz Evimiz" "Anne baba evimiz" "Zarefe Evimiz" olduğunu,
  • Ayakkabının büyüğüne palet dendiğini,
  • "Musti, musti" şarkısını,
  • Güzel bir yiyecek yedikten sonra "Vatandaş Götürsün" demenin güzelliğini,
  • Caillou'nun aklı kıt kardeşi Rozi'yi,
  • Ayrıca, Caillou'nun pipisinin çıkıp, çocuklarınkinin çıkmadığını (Bir Calliou oyuncağı var, kendisinin şortunu indirip bu tespiti kendisi yaptı.)
  • Lahmacun'a Mahmacun denince lezzetinin en az iki kat arttığını,
  • 5 kuruş yutunca, bir insanın ne kadar rahat çıkarabileceğini,
  • 5 kuruşu yuttuktan sonra apar topar hastaneye gittiğinin ertesi günü, çorabının içine para sokup, "Ayağımı haştaneye götülelim." demenin, düşününce aslında o kadar da mantıksız olmadığını,
  • Kıvırcık kelimesinin doğrusunun ıbırcık, meyve suyunun doğrusunun ise mamaşu olduğunu,
  • Bu hayattaki en fiyakalı ayakkabıların, UA Didadam akkabıları olduğunu, gerisinin havaciva olduğunu,
  • En afili kıyafetin, üstüne pota resmi olan olduğunu,
  • Havaya atılan bir topu, Aydidi'nin kapabileciğini,
  • Sonra Aydidi'ye serzenişte bulunularak, o topun geri alınabileceğini,
  • Ayakların yerden kesilmeden de zıplanabileceğini. En havalı zıplayışların çömelmek suretiyle gerçekleştiğini,
  • Kendi boyunun 5 katı yükseklikteki abi potalarının yüksekliklerine hiç aldırmadan onlara basket atmaya çalışmanın aslında sonuçsuz kalmayacağını
  • Eylem'in gerçek adının Leylem olduğunu

hiçbir zaman bilemeyecektim.

İyi ki de doğdun!

Dipnot:
Normal şartlar altında 16 Temmuz'da doğman bekleniyordu. Ben de, 14 Temmuz günü yani senin doğumundan 2 gün önceki sabah askere gidecektim. Sen ne yaptın? "Yaaa, 2 gün için Co'yu mu kırıcam" diyip, hop çıkıverdin! Kıyak adam olduğun ordan belliydi zaten. Gerçi o zamanlar ben, senin bana Co dediğini bile bilmiyodum. İçinden diyodun. İşte o günün üstüne tam 2 yıl geçti. Tatlılığına tatlılık, boşbeleşliğine boşbeleşlik kattın. Amma da seviyoruz seni.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Tatilden kareler





21 Haziran 2010 Pazartesi

Tatil



Can bu tatilde, kirazı yerken ağzında çekirdeğini çıkarmayı, ağaç çıksın diye çekirdeği bahçeye atmayı, karıncaların evlerine nasıl mama götürdüğünü, kumdan kale ve doğum günü pastası yapmayı, kocumaaan hoparlörlerden nasıl ses çıktığını, "Mecburen mecburen" ve "Deli deli kulakları küpeli" şarkılarını, altında bez yokken çiş yapmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendi.

Bir de anektod:

- Can, İstanbul'u özledin mi?
- Öjledim.
- Kimleri özledin say bakalım.
- 1, 2, 3, 4
- ??!?


Elbette sahile giderken potamızı da götürüyorduk!

18 Haziran 2010 Cuma

Son Dakika! Turuncuk Top Yunan Adaları'nda!

Can'ın bu hayatta en sevdiği şey basket oynamak. Dolayısıyla da basket toplarına apayrı bir düşkünlüğü var. Bugüne kadar yüzlerce topu oldu desem inanın hiç abartmış olmam. Ancak bir tane topu var ki dünya bir yana o top bir yana idi. Bütün fotoğraflarda da elinde gördüğünüz o turuncuk top. Onsuz ne uyur, ne banyo yapar ne arabaya biner. Turuncuk Top, ailenin bir parçasıdır.

Neyse,
Bu aralar Can tatilde. Bodrum Aspat’ta. Tatilde de kendisine o turuncuktan başka 6 6 tane yeni top aldırmayı başarmış. Top masrafından başka hiçbir masrafı yok Can’ın. Çok hesaplı bir çocuk . Bir adet yeni sıçık plastik topla bütün gününü mutlu geçirebiliriyor. Portföye ne kadar yeni top girerse girsin Turuncuk Top’un yeri bir başka ama. Bir elinde her zaman o top. Diğer elindekiyse değişken.

Bu satırları aldığım çok taze bir haber üzerine yazıyorum Cancan. Sen şu anda tatilde öğlen uykundasın. Sen uyurken sahildeki topunu da rüzgar almış ve denize sürüklemiş. Turuncuk Top nöbetini aksatan anne ve babansa bu gidişe engel olamamış. Görmemişler bile. Gördüklerinde ise çok geçmiş. Yunanistan karasularındaymış senin turuncuk. Aynısından alalım çocuğa bir tane desek, yok maalesef. Üretimde olan cins bişi diil. Emsalsiz bir toptu. Ayrıca yaşanmışlıklar ne olacak?

Sakın üzme kendini. Bunlar basketbolun içinde olan şeyler. Topun emin ellerde. Hem Yunan basketbolu da en az Türk basketbolu kadar iyidir. Bir çırpıda aklıma gelenler Olimpiyakos, Panatinaykos, Aris boru değil.
Senin turuncuk topunla bir süre Pipidis’ler, Seyitalidis’ler oynayacak Cancan. Takma kafana, onlar da kardeş. Bak senin topu kesin şöyle bir tip kaptı ha Ege'nin öbür ucunda.



Bu post’un sonuna gelirken Can'ın tatilde çekilmiş cüretkar bir pozunu da eklemeden geçemeyeceğim. Arkadaş;! Madem mayosuzsun donsuzsun, niye oturursun kızgın kumlara? Di mi ama! O nası bi popodur? Kızgın kumlardan serin sulara geçiş şeklin bu mudur yani senin anlamadım ki.

28 Mayıs 2010 Cuma

Can parka giderken...

Parka giderken en büyük zevkimiz, Teşvikiye Camii'nin parmaklıklarının altındaki duvarda yürümek. Fotoğrafta da yine bir park seansına doğru ilerliyor...

Bu arada, son dönemde bakıyorum da, turuncuksuz neredeyse hiç fotoğrafı yok Can'ın... :)

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Can ve babuka



Can, 8 aylıktan beri babasına, baba ve Kaya'nın sentezinden oluştuğunu düşündüğümüz "Babuka" şeklinde hitap ediyor. Babukasıyla keyfi hep yerinde...

Fotoğraflarda, Can, Babuka ve turuncuk İstiklal Caddesi'nde.

14 Mayıs 2010 Cuma

Can'ın boşbeleşlikleri #8

- Can senin saçların nasıl?
- Ibırrcık


Can büyük boşbeleş. Uzun zamandır yazmıyor olmam, kendisinin boşbeleşliğe veda edip adam olduğu anlamına gelmiyor. Örnek mi? O hooo.

1- Geçen gün yürürken kaldırım taşları arasından fırlamış yeşilliğin önünde durdu. İşaret parmağıyla gösterip bağırıyor: Barul, barul! Marul demek istiyor. Hata bende, adam yerine koydum, izah etmeye çalıştım. Yok, barul da barul.

2- Hıdırellez şenliklerine gitti. Ben yoktum. Orada Burcu ve Arzu'yla karşılaşmış. Ancak paşanın elinde bir adet boş Efes Pilsen kutusu, delirmiş çünkü alıcam elime diye. Neyse, oynamışlar biraz. Sonra hadi Cancan dik kafana demişler. Almış kutuyu kafasının üstüne dikmiş. Tam boş adam, tam.

3- Mükemmelen söylediği şarkılar kervanına yeni katılan bir parça, "Arkadaşım eş, arkadaşım eş, arkadaşım eşek." Video: Coming soon

4- Geçen gün masadaki içki kadehini almaya çalışmış. Gözde de "Hayır Can alamazsın onu, o çocuklar için değil. Onu anneler içeeer, babalar içeeer, abiler içeeeer" demiş. Bay boşbeleş de demiş ki "Şafeefeler?". Şafefe ara bi' insan arkadaş için. Hey allahım ya!

5- Bi insan, bu kadar saçma zıplamaz. Can'a zıpla deyince, normalde çömeldiğinden biraz daha hızlı bir şekilde çömelip kalkıyor ve bunu zıplamak sanıyor. Ayrıca "zıpladığı" zaman aşırı içi uçuyor. Zıplamaktan ziyade, s.çmakla çömelmek arası bir eylemi çağrıştıran bu acayip hareketi, dans ederken bir dans figürü olarak aralara da serpiştirdiği oluyor.

6- Biz bu aralar Şafefe'yle ev bakıyoruz. Birkaç tanesine akşam bakarken Gözde ve Kaya'ya da siz de gelip bir baksanıza ne düşünüyorsunuz diyoruz. Çünkü baktığımız evler de hep o civarda. O evlere bakmaya tahmin edin bir de kim geliyor. Can.
Hepsine elinde turuncuk topuyla bi dalıyor önden. Bir umut bir başket potası arıyor hepsinde. Bulamayınca bana dadanıyor "Co, UA Didadam şölesşin, danş edelim.". Co dediği ben bu arada.
Ya arkadaşım, bi düşün ya, olacak şey mi?
Sen benim kucağımda, ben bağıra bağıra boş evde yankı yapa yapa "UA Devadam 12 devadam" şarkısını söylüyorum. Söylemekle de kalmıyor ki bu iş, bi de kucağımda senle zıplaya zıplaya dönüyorum. Emlakçı ve evsahibi de bize bakıyor. Aralarında Nası bi deli lan bu diyolla. Adam zaten bu manzara karşısında %15-20 koyuyo kiraya. Düşünsenize.

7- Katı sıvı, kurt kuş, meyve sebze ayırdetmeksizin lüpleten Can bu defa maalesef taşı baltaya fena vurdu. Ya tamam, kuşu kuzuyu ayırdetmeden lüpletiyosun. Ama tazeyle bayatı da ayır be koçum. Geçen gün bozuk yoğurt yemiş bulunmuş. Çok hastalandı. Hala toparlayamadı. Hiç kıyamıyor insan.

Anlayacağınız bizim Ibırcığın bu aralar başı belada. Şans dileyin ona.

22 Nisan 2010 Perşembe

Sahte gülüş


Can'ın uzun zamandır yaptığı bir sahte gülüşü vardı. Nereden çıktı hatılramıyorum ama "sahte sahte gül" deyince, gözlerini kısıp kıhkıh gibi komik bir ses çıkararak gülüyordu.


Bir süredir unutmuştuk ama bu sahte gülüşü.

Geçen akşam Kaya ve Can arabadayken, muhabbet esnasında, Kaya, "hadi oğlum sahte sahte gül" deyip kıh sesini beklemiş. Ses gelmeyince birkaç kez tekrar etmiş, "hadi Caan" diye.

En sonunda bizimki patlamış, "İşteee" demiş.


Kaya dönüp bakmış ki, gözler kısık, ağız açık sahte gülüyo bizimki. Meğer çocuk artık sessiz yapıyormuş sahte gülüşü, babukası anlamamış!

5 Nisan 2010 Pazartesi

Can ve turuncuk!


Can'ın şu ara en zevk aldığı konu, basketbol.
Herşey, ona aldığımız "şüngerboblu" basket potasıyla başladı. Önceleri üç beş basket atmak onu keserken, birkaç gün içinde kendimizi şöyle bir tablo içinde bulduk:

TV'de NBA TV açık, bilgisayarda "12 dev adam" çalıyor, Can turuncuk topuyla "başkeeet, ışkaladım, çok güşel attımmm, cuuk" gibi nidalar eşliğinde basket atıyor, biz de turuncuk bir yere kaçarsa temin etmek üzere hazır bekliyoruz. Zor yani işimiz.

Can, dışarı çıkarken turuncuk yanımızda, zaten onunla uyuyor, sabah ilk cümlesi genelde "anneşi başket atalım" oluyor.

25 Mart 2010 Perşembe

Can'ı boşbeleşlikleri #7 Şaçmalalama Anini...

1- Can ne zaman aşırı boşbeleş bir hareket yapsa, kendisine "Can Saçmalama" deniliyor. Bugün ananesi ona "Can hadi uyuyalım" deyince. "Şaçmalalama anini" demiş çapsız.

2-
Bu aralar gözü basket atmaktan başka hiçbir şey görmüyor. Rüyasında bile turnikeye giriyor desem hiç abartmış olmam. Geçen gün bütün gece deliksiz çektiği bir uykunun ardından gözünü ilk açtığında annesini ve babasını görüyor ve diyor ki: "Başketatalımm!"

Uyurken bile basket topsuz uyumuyor.

3-
Can'ın bir çift spor ayakkabısı var, bir alttaki postta yer alan Body Ekrem'li resimdekiler. Onlara "UA Didadam akkabışı" diyor ve onlardan başka ayakkabı giymiyor.

4-
Geçen akşam halam bize gelmiş. Can Efendi de hemen ona bir iki numarasını göstermiş... Birden yirmiye saymak olsun, bu ne renk sorularına verilen doğru cevaplar olsun, kurulan bir iki spektaküler cümle olsun... Halam da "Akıl küpü bu çocuk akıl küpü" demiş. Can'a şimdi Şükran Hala sana diyo deyince verdiği cevap: "Akıllı Küp"... Lan senin neren küp çırpıbacaklı!

5-
Geçen gün yemeğini yerken yanında da meyve suyu içiyomuş Canpaşa... Kafaya bir dikmiş bardağı, 7 - 8 seferde götürmesi gereken miktarı bir anda çakmış. Ondan sonra da şöyle buyurmuş. "Aninişi, anneşi söleşin, Can kocuman içti." . Milletin işi güç yok ya senin saçma haberlerini yetiştirsin di mi? Bi de hangi haberin yetiştileceğini sen buyur. Oldu.

6-
Annem bana spor çorap alma konusunda bir numaradır. Şuradan alayım desem tanesine 5-10 lira vereceğim, harbi Kappa, Adidas madidas çorapların 20 tanesini koyuverir önüme, hepsini 5 liraya aldım filan der. Geçtiğimiz yıllarda Kaya'nın de ekibe katılmasıyla annemden o eski randımanı alamaz oldum. Adeta çorap imparatorluğum yıkılmıştı. Yine de kendi çapımda fena sayılmazdım. Ancak açık bir şekilde yükseliş dönemi sona ermişti. Çoraplar biraz da Kaya'ya gitmeye başlamıştı artık. Buna da alışmıştım, "neyse giydiğim önümde giymediğim arkamda ne eksiğim var" diyordum ki, sektöre bir dev daha girdi. Tahmin edin kim? Can Ekmekçi. Annem habire Can'a spor çorap alıyor. Olacak iş değil. Resmen skandal. Pabucu dama atılmak diye buna derim.
Can
, sözüm sana. Çek ayağını bu işlerden. Yerler adamı aslanım, topuğunu ısırırlar. Spor çorap camiası 3 büyüğü kaldırmaz.
Senin çoraplarını annen alsın. Uyar kendisini. Tehtid etmek gibi olmasın, adamı fena gıdıklarlar haberin olsun. Hadi bakiyim, ufak ufak, ıbırcıklı ense traşını görelim.

O çoraplardan vazgeç dostum.

11 Mart 2010 Perşembe

Can'ın boşbeleşlikleri #6

1- Can'ın en sevdiği aktivitelerden bir tanesi "İi ki dôdun" adını verdiğimiz, çakma mini doğumgünü partileri. Bir tuzluğun üzerine kürdan takarak bile "İi ki dodun" yapabiliyor. Ancak kendisi için iyiki doğdunu en gösterişli kılan unsur maytap. Bir pastanın üzerinde maytap gördü tamam. İii ki dodunu yapıştırıyor. Geçen Can kucağımda sokakta yürürken içeride tadilat olan bir dükkanın önünden geçiyorduk. İçinde adamlar spiral makinesiyle demiri kesiyorlardı. Bu yüzden acayip bir kıvılcım saçılıyordu etrafa. Can ona baktı ve Şafifi'ye şöyle dedi. "Kocuumaaan iii ki Dodun!".

2- Turuncu renge hala turuncuk diyo. Çok seviyorum turuncuk demesini.

Ben bu yaz nerdeydim? Olimpiyatlarda!



3- Ayçabebek var, Adnan Abi'yle Ayşegül'ün kızı. Can dingosundan 2 ay kadar büyük. Feci tatlı bir şey. Neyse, şimdi Can'ın ve Ayça'nın bulunduğu bir ortamda iki bebeğe de "kaşın nerde burnun nerde" filan gibi sorular soruluyor. Ayça da doğru gösterdikçe Can diyor ki "Akıllı bıdık.". Zannedersiniz kendi büyük bilge. Ya sen önce bi sağını solunu filan öğren sonra yap çapsız yorumlarını. Yanlış mıyım? Allaaan ibişi.

4-
Can'ı uyutmak için bir hamak kullanılıyor. Paşa orda sallana sallana uykuya dalıyor. Birisi onu sallarken uyudu heralde diyip sallamayı keserse uykulu Canki'den şöyle bir ses geliyor: "ŞALLA"

5-
Geçen yine hamağında uyumuş. Annem de azıcık dalsın da yatağına öyle geçiririm demiş. Kendi de içeri geçmiş uyumaya, o da çok yoruluyor. Neyse Can uyuduktan 5 dakika sonra annem de salona geçmiş o da vurmuş kafayı tam dalacakken çat çat çat yanağına vuran küçük bir el. "Annini annini" diyor. Delifişek o acayip yüksek hamaktan inmeyi başarmış. Ben nasıl yaptığına inanamıyorum ama neyse ki salimen başarmış. Cliffhanger mısın arkadaş 65 santim boyunla. Yat zıbar mis gibi, en kötü çağır birini.

İlk tiyatro


Can'ın daha evvel bahsettiğimiz bir sinema deneyimi olmuştu ama tiyatroyla ilk kez geçtiğimiz cumartesi tanıştı. Oyun ise tam aradığımız gibi: Ali Baba'nın Çiftliği

Her ne kadar konu "aşina" olsa da, ben Can'ın yaşı dolayısıyla takipte güçlük çekip sıkılabileceğini düşünüyordum. O yüzden de kapıya yakın bir yere oturduk. Oyunun başlamasıyla birlikte bizimki dikkat kesildi. Oyunun bazı yerlerinde, uzun diyaloglarda, daha büyük çocuklara yönelik mesaj kaygılı tiradlarda kıpırdanmalar oldu ama ilk perdeyi salimen kapattık.

İkinci perdede ise biraz hareketlenmeye başladı. Son nokta, Ali Baba'nın Çiftliği'ndeki hayvanlar malum şarkıyı neşeyle söyledikten sonra bizim ıbırcığın ayağa kalkıp "12 divadamı da şöyleyin" demesi oldu. (Can, youtube'da Ali Baba ve 12 Dev Adam'ı hep ardarda dinler. Onun için Ali Baba'nın Çiftliği'nden sonra 12 Dev Adam gelir.)Neyse ki çocuk tiyatrolarında bu tür "çıkış"lara çok alışık herkes.

Oyunun sonunda tüm hayvanlar sahneden inip çocuklarla kaynaştı. Can, kocaman hayvanlar fazla yakınına gelince, "biyaş koktum" dedi.
Yine de şapkasını çıkarmış eşekle ve Ali Baba'yla "biraz" korka korka fotoğraf çektirdik.
Sıradaki oyun, Kırmızı Şapkalı Tavşan.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Ksilofon!




Burcu, Can henüz 10 günlükken filan, ona tahta ve çok güzel bir ksilofon hediye etti. (Bu ksilofonun bizim için, şimdi anlatamayacaım özel bir önemi var...)
Bugüne kadar Can henüz ksilofonuyla müşerref olmamıştı. Daha Burcu'nun aldığı "dabduka" ve marakasıyla oynuyordu.

Ancak geçen akşam, Luli'de ksilofon çalan bir tavşanı büyük bir heyecana izlediğini görünce, tamam, dedim, vakti geldi. "Can sana bir sürprizim var" deyip oyuncağını getirdim.
O sırada mama sandalyesinde oturuyordu. Heyecanlandığında hep yaptığı gibi bacaklarını müthiş bir hızla sallamaya başladı.
Ksilofonu eline verdim ve bizim ıbırcık, huşu içinde sanatını icra etti.

23 Şubat 2010 Salı

Can'ın boşbeleşlikleri #5

Yeni nesil boşbeleşlikler.

1- Renkleri öğrendi. Bildiği renkler: Kımışı, Şayı, Vavi, Turuncuk, Kahperengi, Beyaş, Şiyah.
Renkleri öğrendin. Tamam güzel de, kahverengi'ye niye kahperengi diyosun? Ayıp denen bir şey yok mu? Kahperengi ne diye sormazlar mı adama?


2- Ananeme yardım eden bir teyze var. Adı Gül. Onu hep ananemle beraber görüyor. Ananemin oturmasına kalkmasına filan yardım ediyor. Bizim eve de arada bir temizliğe gelen bir teyze var, şans işte onun adı da Gül. Can Efendi geçen Ülkü Teyze'ye gitmiş (alt komşumuz) o sırada da bir teyze varmış o sırada evde Ülkü Teyze'ye yardım için, Can bu kişiyi şöyle yorumlamış. Üüükü'nün Gül'ü.


3- Sinemaya gitmiş bugün. Annem onu bir çocuk sinemasına götürmüş. Galiba oradaki en küçük tip buymuş. İnsan düşünmeden edemiyor. Neyine senin sinema. İbiş. Zaten sinemaya gidecek çapın olsa Uçan Portakal diye filme gitmezsin. Gider adam gibi bir şeyler izlersin. Filmin ortasında ise annemden kanalı değiştirmek üzere kumanda istemeni ise boşbeleşliğinin en önemli kanıtı olarak görüyorum. Tam metni yazayım: "Kumanda, Luli, Açalım!"
Bilmeyenler için not: Luli Can'ın tek sevdiği bebek kanalının adı.



19 Şubat 2010 Cuma

Topu Kapan Aydede

Boşbeleş Can'ın işi gücü hokkabazlık ve saçmalık. İşte çok taze yaşanmış bir aydede hikayesi.

Can'ın en sevdiği figür aydede. Tam bir mü'min. Herif resmen ay takvimine göre yaşıyor diyebilirim. "Aydidi yukaaada, uyuyalım". "Aydidi yok, uyumiicam." gibi sık kullandığı cümlelerin yanı sıra en çok resmettiği şey de aydede. Televizyonda da en çok aydedeli bir takım çizgi filmler çıkınca mutlu oluyor. Aydidiiiiii diyor başka bir şey demiyor. Sürekli "Kocumaaaan aydidiii"ler çiziyor, gerek defterlere, gerek karatahtalara.


Geçen gün bu arkadaş Şafife'yle benim ortamızda duruyor. Biz de Şafife'yle top atıyoruz birbirimize. Canki de arada bakıyo. Sonra Can gözünü kaçırdığı bir anda topu sakladı Şafife. Can da hemen heyecanlandı ve

"Doppp, yeeeyde?" dedi.
Kaya da "Aaaa aydede kapmış topu." dedi.
Öyle deyince Can da kafasını kaldırıp tavana baktı, gözler tavanda dururken.
"Aydiiidii, kaptı." dedi. Tekrar etti, "Aydiidiiii, dop, kaptı."

Yaşananların üzerine ben de haklı olarak küfür ettim aydedeye,
"Tü senin kalıbına s.çym aydidi, utanmıyosun!" dedim.
Bunu duyan Kaya da gaza geldi ve
"Pu sana aydede, sakalından utan!" dedi.
Sonra Can da tavana bakarak
"Puu şana Aydidi." dedi.

Olayların daha da çirkinleşmesinden korkan Şafife topu piyasaya çıkardı ve Aydede'yi akladı.

Böylece Can da içeri gitti ve sevgili aydedesinin hikayelerini dinleyerek uykuya daldı.

Boşbeleş adam diyorum, inanmıyorsunuz.

12 Şubat 2010 Cuma

N'aber lan Çatal!

Photoshop üstadı Civan'a teşekkürü bir borç biliriz.

Çocuğun benden hiç doğru düzgün bir şey öğrendiği yok. Büyük zarar ziyanım yemin billah. Gerçi ben o kadar canım diyorum cicim diyorum umuru değil. Ne zaman pis bi laf etsem, hop hemen ağzında. Geçen gün dedesi sormuş:

- "Can Dayın sana ne diyo?"

El cevap

- "N'abe la Çatalllll!"

Çünkü ben ona bazen "N'aber lan çakal?" diyorum.

Madem anlayışın kıt, uzak dur bilmediğin kelimelerden di mi? Yok.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Çukota





Can, hayatı boyunca 2 ya da 3 kez çikolata yemiştir, onda da minicik parçalar. Ama o yediği çikolatanın hakkını öyle bir veriyor ki... Minicik bir parça nasıl bu kadar "yaygın"laşıyor, anlamak zor..

4 Şubat 2010 Perşembe

Can Kim Geldi?



Çok güzel Zarife diyor. Koymadan edemedim.

3 in 1! Can'dan Şarkılar #2

Ben size dedim, sanatçı kişiliği var diye. Sanatçımız bu kez bir üçleme ile karşınızda.

Bir Gün Bir Gün Bir Çocukla başlayan müzik ziyafeti, Hop Hop Altın Topla devam ediyor. Sanatçı finalde ise dinleyicilerine coşturucu bir şarkıyla veda ediyor. UA Dev Adam 12 Dev Adam.

Özellikle dikkat: UA'yı söylerken, şampiyon olacağız'dan sonra, ağzıyla bir ara nağme yapıyor.

Bir önceki post'ta söz verdiğim gibi, işte karşınızda Can Ekmekçi.

1- Birgün birgün
2- Hop hop HANTİN top
3- UA Didadam

Eşşşşşşek makamında geliyor.




Tarihe küçük bir not: Bu UA Didadam'ın hatrına Efes Pilsen dün Siena'yı 10 sayı farkla yuvarladı.

3 Şubat 2010 Çarşamba

HAYI DİDİM! Can'ın boşbeleşlikleri #4.

Yorumsuz

1- Can evde yasaklı bir unsura yaklaşınca (atıyorum prizi parmaklamaya çalıştığında) izlenen prosedür şöyle:
  1. Ufak bir uyarı. "Caaaaaan". Can durur ve arkasını dönüp bakar. Bi' b.k yediğinin farkında. Ancak yılmaz ve hamlesine devam eder.
  2. Azıcık daha sert "Can, HAYIR". Can yüzünü buruşturur. Alt dudağını büker ve ağladım ağlicam mesajı verir vücut diliyle. Yine hamlesine devam eder.
  3. Daha da sert "CAN, HAYIR DEDİM!". Can, ağlayarak vazgeçer. 1 dakika filan ağlar sonra dikkati dağılır.
Geçen gün bizim evde bilgisayara yaklaşıyor (çok yakın bir zamanda laptop'ın bütün tuşlarını söktüğü için bilgisayar bir süreliğine kendisi için yasaklı) . Kimsenin onu izlediğinin farkında değil. Bilgisayara yaklaşıyor. Hafifçe etrafı kesiyor, hedefe yaklaşıyor, kendi kendine ağzından şu kelimeler dökülüyor. "Hayı Diiidiiiiiiim!". Ve bilgisayarı açıyor!

2 - Sanatçı kişiliğinden fırsat buldukça bahsediyorum zaten. Genel olarak sanatını özgürce icra etmeyi sevdiğini söyleyebilirim. Umarsız ve hesapsızca. Saf, %100 sanat. Pure Art! İşte belgesi. Sanatçı yine tüm yeteneğiyle bir Dikokan resmederken...

Yanımaaa korlar mı adam seni, koparıp acıtmazlar mı beni...

3- Yukarıda da yazdım. Evdeki dizüstü bilgisayarın bütün tuşlarını tek tek sökmüş. Kendi deyişiyle "Kındı". Kırmaya "Kındı" diyor da arkadaş. Bir şeyi kınmanın kendisi açısından kötü bir şey olduğunu biliyor. O yüzden "Bilgisayarı kim kındı Can?" diye sorulduğunda cevap hazır. "Annem kındı."

4- Yeni bir favori şarkı var. Bir gün bir gün bir çocuk. Acayip güzel icra ediyor. Mutlaka çekip koyacağım.

5- Geçen gün ayakta duruyorum. Elimde bira, cam bardakta. Can ortalıkta dolanıyor. Benim elimdeki birayı gördü, "Maaamaşu" dedi ve devam etti. Bu Canca'da meyvesuyu demek. Lan sanki sana soran oldu bu ne diye. Lan İbiş! Mamaşu dersin, bana da ver dersin anlarım. Yok arkadaş, adam sırf "Maamaşu" dedi gitti. Sanki sordum kendisine "Can'cım ne içiyorum, tam karar veremedim Efes mi bu Carlsberg mi Becks mi" yie? Yok öyle bir şey. Yüzde şöyle bir ifade "Yaaaa, biliyorum ben senin içtiğini yaa, artislik yapma. Ben bitirdim onları lokokoli* suyu filan içiyorum şimdi ben" . Hiç anlamadım. Boşbeleş diyorum, inanmıyorlar. Zarife'yle de bu ara geyiğimiz oldu. Anlam veremediğimiz bir şey görünce, mesela "Bu ne yaa filan dedim." hemen " "Maaamaşu" diyo.

*Lokokoli=Brokoli

26 Ocak 2010 Salı

Tooo yo Toyooota, Too yo Toyooota!

1- Çok susarsa ve kana kana su içerse, içmesi biter bitmez "LALAŞIN" diyor. Türkçesi ise "yarasın.". Galiba babannesi bir kere su içtikten sonra ona "yarasın" demiş.

2- Annem: Oğlum sana Zeynep'i alayııııııım mı?
Can: İşşşştemem annanecim iiiiiiiiştemem! [Videosunu çekebilmeyi umuyorum, çok bomba]

3- Geçen pazar (27.01.2010) annesiyle babasını resmen duman etmiş. Bazı günler öyle oluyor, aşırı ama aşırı enerjik. O gün ortalığın tozunu atmış. Hiçbir zaman sektirmediği öğlen uykusunu da pas geçmiş. Ben kendisiyle akşam buluştum. Yine gücü kuvveti, boşbeleş iş yapma enerjisi yerindeydi. Ta ki o kısa süreli araba yolculuğuna kadar. O noktada gardı düştü artık.

Neyse, bir yerden bir yere gitmek üzere arabaya bindik. Can'ın kesinlikle uyumaması gerekiyor. Varacağımız noktaya bir ulaşsak, yine uyumaz o çakal ama dayanamıyor. Arabada bir uyursa da bütün düzen bozulacak. Bana da arabanın arkasında Can'ı uyanık tutma görevi düştü. İlk başta şarkı türküyle götürdüm işi. Ancak sonlara doğru resmen "Toyoo toyooota tooyooo toyooota" olduk. Çok komikti. En en en son kısmını cep telefonumla çektim, iyi ki de çekmişim.



To yoo Toyooota!

Gözde diyo ki, "uyumiiican"
Kaya arkadan diyo ki, "Bütün gün psikopatlık yap, uyumaa."
Beni zaten görüyosunuz...
Fakat zafer...

25 Ocak 2010 Pazartesi

Can'dan şarkılar #1

Daha önceki postlarımdan birinde Can'ın tam bir adrenalin tutkunu oluşundan bahsetmiştim. Ancak onun atlamamamız gereken bir yönü daha var. O da, kendisinin sanatçı kişiliği, gönül adamlığı. Bu aralar icra etmeyi sevdiği eserler arasında "Dandini Dastana" isimli, bilinen bir parça yer alıyor. Ancak eski eserleri yeniden ısıtıp ısıtıp önümüze koyan sanatçılarla lütfen karıştırmayın Can'ı. Çünkü o bu unutulmaya yüz tutmuş şarkıları yepyeni yorumuyla tekrar gençlere hatırlatıyor. O şarkıları yeniden okuyup rant sağlamak peşinde değil. Zaten yeniden söylemiyor, yeniden yorumluyor. Lütfen kendisini Nostalji Kraliçesi Muazzez Ersoy'la aynı kefeye koymayın.

Sözü daha fazla da uzatmadan kısa bir açıklamanın ardından VTR'yi giriyorum:

Söz - Müzik: Anonim
Seslendiren: Can Ekmekçi

Parça "Bızzzdık" makamında geliyor. (ilk başta bi yarım var onu da kırpmaya kıyamadım.)




Gördüğünüz üzere sanatçı şarkının sözlerini full almamış, özünü almayı tercih etmiş.

"Dandini Daşştana
Kolu mos dancı danaayı
yemeşiiiii, hanayııı"

Lahana'yı yerine hanayı diyor. Uzatmanın anlamı yok.

O en sonra "hanayı" derken yaşadığı heyecan "işşte şimdi tezahürat geliyor" diye galeyana gelmesinden.

Dediğim gibi, O alkışlarla yaşayan bir gönül adamı.

Gerek üzerindeki formayla (her ne kadar önlüğünden gözükmese de), gerekse şarkı sonunda verdiği beyanatlarla hangi renklerin aşığı olduğunu da itiraf ediyor.

18 Ocak 2010 Pazartesi

Can'ın boşbeleşlikleri #3

1- Kendi kendine koşarken burnunun üstüne düştü. Ben uzaktan bakıyorum. Lap diye koydu suratı yere. Bi yandan kalkıyo bi yandan da kendi kendine diyo ki "Pişii yok, pişii yok." . Canı çok tatlı değil, o özelliğini çok seviyorum.

2- En favori şarkılarından biri UA devadam, 12 devadam. O bu sözleri "U A didadam, onşikşyi didadam" şeklinde yorumluyor. Bu şarkıyla çok pis coşuyoruz. Bu başladığında ben onu kucağıma alıyorum ve var gücümle zıplayarak dönüyorum. Bu sırada ben Can'ı sadece popopsunun altından tutuyorum, bana tutunma işlemini ise tamamen o gerçekleştiriyor. Ben onu tutmadığım için çok heyecanlanıyor. Dönme hareketine kendi gücüyle direniyor. Çok hoşuna gidiyor ve heyecanlanıyor. Kısacası o tam bir adrenalin tutkunu.

Eloğlunun köprülerden paraşütsüz atlayarak doyurduğu adrenalin tutkusunu Can'ın U A Didadam'da döne döne doyurması biraz acıklı. Ancak durum budur.

Şoförsün dediler, vermediler.

3- 1 Ocak Zarife'nin doğum günüydü. Küçük bir kutlama yapmıştık. Kutlamada Can da vardı. Biz tabi o sırada Can'ın kayıtta olduğından tamamen habersiz bir şekilde pasta getirdik, "İyi ki Doğdun moğdun" her ritüeli yaptık.

Zarife'nin doğum gününden 18 gün sonra, Can'ın saçmalığı.Yorumu siz kamuoyuna bırakıyorum.
Can salonda:
Kürdanları tuzluğun deliklerine batırmış, diyo ki, "İi ki nooo nun Şafifiii"

4- Şarkıları çok seviyor. Güzel de okuyo şimdi, Allah var. Şarkıları icradaki bu yeteneğinin benden geldiğini tahmin ediyorum. Bir şarkı var. Fransızca, Alouette diye (isterseniz youtube'a bu keyword'ü yazarak çat diye dinleyebilirsiniz). Dün bu şarkıyı baştan sona söyleyebildiğini fark ettim. Acayip güzel söylüyor. Ama insan dinleyince, senin neyine lan ibiş demeden de edemiyor. Türkçe zaten kıt, paşa sanki laf cambazı Orhan Boran, Türkçe bitti de Fransızcaya geçmiş. Komik adam.

5- Bu hikaye çok bomba. Yıllar sonra okuyup güleceğim cinsten.

Can "Resim yapmayı" da çok seviyor. Tabii o yaptıklarının resim olduğunu bir tek biz anlayabiliyoruz. Bilmeyen gafil gözlerse, onları bir karalama olarak yorumluyorlar. Rastgele sallıyor işte kalemi kağıdın üzerinde, ne desem boş.

Bütün şekilleri biliyor (çizemiyor tabii ki ama hepsini tanıyor). Altıgen, üçgen, beşgen, dikdörtgen, yuvarlak... Sorun, hepsini söyler. Ancak Dikdörtgene ayrı bir bağlılığı var. Sebebini bilmiyorum. Bizim dikdörtgen dediğimiz o şekle ise kendisi "Dikokan" diyor. Ve bu kelimeyi her söyleyişinde biraz agresif bir tonla söylüyor. "Dikkokkkannnn" gibi...

Çizim (karalama) yaparken de kalemle önce bir iki haşin hamle yapıyor, sonra da "Dikkokannnn" diyor. Yani hep dikdörtgen çiziyor. Her defasında da anons ediyor dikokan çizdiğini. Can'cım ne çizdin sorusunun cevabı daima "Dikokannn". Başka hiçbir şey için kalem kıpırdatmıyor.

Neyse, şöyle de bi durum var. Gözde genelde Can'a defterde bir şeyler çiziyor ve "bu nedir" diye soruyor. İki çizim arasında da zaman kazanmak için "Pekiiiiii" diyor.

Yani şöyle.
Bir şey çiziyor:
- Can bu ne
- Kebbbelek
- Pekiiiiii, bu ne?
- Atıgen
- Pekiiiii, bu ne?
- Nomuş (domuz)
- Pekiiiiiiiiiii bu ne?
- Maamun
- Pekiiiii bu ne?
- Bapolon (Pantolon)

gibi...

Bir gün Şafifi'yle Can'ı izliyoruz uzaktan... Kendisi bizim izlediğimizin farkında değil. Defterine çizim yapıyor. 10 saniyede bir filan kalem darbeleri vuruyor deftere bir hışımla, ve tamamını kendi seslendiriyor. Her çizimden önce ve sonra da...

- Pekiiiiiiiiiiiiiii, Dikokannnn!
- Pekiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii Dikokannnn!
- Pekiiiiiiiiiiiiii Dikokannnnnn!
- Pekiiiiiiiiiiiiiiiiii Dikkkokannnn!

15 Ocak 2010 Cuma

Can'ın boşbeleşlikleri #2

Yeni nesil boşbeleşlikler:


1- Dün eline bir muş (muz) aldı. Mükemmelen soydu. Daha sonra tek parça halinde çıkardığı muzu eliyle kaldırabildiği kadar yukarı kaldırdı ve "Aydidiii" (Aydede) dedi. Muz, hilal bağlantısını kurdu. Ancak az evvel göklere çıkardığı muşu 2 dakika içerisinde hüpletmesi garipti.

2- Annem bir ninni sırasında, nası ninniyse artık, "ne ister canbebek ne iiister, ananesinden don ister" gibi bir takım sözler söylemiş. Uyumakla uyumamak arasındaki Cankardeş, canhıraş bir şekilde "İştemiyorum." demiş.

Ya tamam, şimdi o ninninin pek elle tutulur savunulacak bir tarafı yok.

Ama arkadaşım, sanki sana alınan don trafiğinin kontrolü sende! Ben şahsen sana "Don ister misin, can'cım nası don seversin?" filan diye soran kimse de göremiyorum. Bir insanın kendine don isteyip istemediği hakkında fikir sahibi olmadan önce altına sıçmamayı öğrenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Lütfen bu konuyu tekrar düşün.

3- Dün bana "Biguşiaşi açtım" dedi. Meğerse o gün, evde bilgisayarı açabilmeyi başarmış. Şu an için bilgisayar teknolojilerinde annemden bir adım önde. Haydi Zülal Erkalkan diyoruz. Bir adım da sen at!

4- Dün Can'dan bir düzeltme aldım. "Hadi Can at bi Bastek" cümlemi, "Başşşket" diyerek düzelten Can, ardından başı dik, gururlu görüntüler verdi. Zannedersiniz, Türk Dil Kurumu'ndan "Türkçe'yi en doğru kullanan bebek" ödülü aldı.

Lan ibiş! sen değil miydin düne kadar "baskete baştek" diyen. Ben de bir şey biliyorum da öyle diyorum di mi.

Benden de sana tokat gibi bir iki düzeltme, hem neye ne dediğin kayıt altına geçmiş olur.

Mamaşu - Meyve Suyu
İyama - Yumurta
Hımma - Elma
Laylaygoş - Salyangoz
Kebbbelek - Kelebek
Çukota - Çikolata
Şafifi - Zarife
Şüfafa - Zürafa

Daha da yazardım, ama daha fazla da mahçubetmek de istemiyorum.

12 Ocak 2010 Salı

Can'ın boşbeleşlikleri #1

Çok tatlı matlı, canımız ciğerimiz, tamam. Ancak bazı boşbeleş hareketleri de yok değil. Kayda alıyorum.

İşte birkaçı:
1- Sofrada oturuyoruz. Can elindeki kaşığı hızla masaya vurunca Kaya kızar ve sorar: "Can N'apıyosun?" El Cevap: "Kakkka", 10 sn. sonra "Bitti, AÇÇÇ"

2- Gözde sabah Can anneme bırakıyor. Eve girmek istemeyip arıza çıkarıyor kapıda. Sonra içeride beni görüyor. Beni görünce içeri dalıyor hemen. Sonra Gözde'ye dönüp:
"Akşam, akşam."

Can senin saçların nasıl? -Ibırrcık

3- Annem, babam, ben ve Can masada oturuyoruz. Masaya oturunca hemen bi gaza geldi, masadakileri sayacak. Babama döndü "Dede" dedi, anneme döndü "Anninimmm" dedi bana döndü, "Cuo" dedi. Sonra bir es verdi, bana doğru eğilerek ve özellikle sesini kısarak "Şafifi" (Zarife) dedi. Yani sen burdasın da, normalde yanında bi kız oluyodu senin, o nerde der gibi?

Sana mı kaldı Şafifi nerde? İbiş.

4- Sesi çıkmıyorsa anlayın ki bi haltlar karıştırıyor. En son gözden kaybolduğunda kilerden çikolata aşırıp masanın altına girip hepsini llüpletmiş. Yanına gidince çoraplarına kadar çikolata lekesinin içinde "ÇUKOTA" demiş.

5- Zenci bebeğe herkesin içinde "Maamun" demiş. Gözde "O mamun değil, zenci kardeş Can" deyince de "Cenci kadiş mamun" demiş. Irkçı mıdır nedir?


6- Annem bunu uyuttuğunu zannedip, içeri gidiyor. 15 saniye sonra bir ses
- "Anniniiii, anniniii"
annem tekrar sızsın kendi kendine diye gitmiyor yanına. Bir daha
- "Anniniiii, anniniii"
Ümidini kesince
- Cankocuuuum [Babamı çağırıyor. Annem babama böyle seslenir çünkü. Oysa kendisi normalde babama Dede diyor. Ama sezmiş Cankocumdaki şefkati, çakal]


4 Ocak 2010 Pazartesi

İlk saç kesimi


Daha evvel kakülleri biraz kırpılmıştı ama Can adamakıllı ilk saç kesim macerasını dün yaşadı.
Oğlumun ıbırcık saçlarından birkaç lüle gitti.
Yerden topladım lüleleri, sakladım.

Harikasın Mondiiii!


Can'la bu aralar manyak bi oyun oynuyoruz. Adı Harikasın Mondi.
Efendim oyunun adı Can'ın da koyu bir taraftarı olduğu Galatasaray'ın eski kalecisi Ali Ferit Mondragon'dan geliyor.

Oyun şöyle oynanıyor:
Can elindeki topu var gücüyle fırlatıyor. Ben de büyük bir gürültü kopartarak "Harikasın Mondiii" diyerek uçup topu tutuyorum. (Ne kadar uçmaksa işte, Can'a göre bayağı bi' uçuyorum.) Benim uçuşum ertesi Can kimi zaman poposunun üstüne düşmeye varacak kadar büyük kahkahalar atıyor. Oyun bittiğinde ise peşimde koşturuyor "Mondii, Mondiii" diye.

Bu saçmalık Can'ın bu aralarki en büyük favorilerinden.

Bazen de Kaya'ya musallat oluyormuş Mondi diye. Oyun özünde biraz yorucu olduğu için Kaya pek hoşlanmıyor durumdan. Bu yüzden Can bazen durulduğunda bana karşı kışkırtıyor hadi Can dayınla Mondi oyna diye...

Oyunun isim mucidi ise Anıl. O da çocukken saçma sapan bir oyun oynardı kendi kendine. Bir futbol oyunu. Oynarken kendi kendine oyunu bir spiker gibi sunardı. Kurtarış yaptığında ise "Harikasın Mondiii" derdi..