27 Ağustos 2008 Çarşamba

Vive la Revolution!



14 temmuz harika bir gündü!
Küçük Can, yapılan tüm planları altüst ederek sabaha karşı 5'te geldi hayatımıza.
İyi ki de geldi.

Tatlılığı, masumiyeti, fıldır fıldır bakan gözleriyle hayatımızı değiştirdi.

Hamileyken de çok seviyorduk onu. Kıpırtılarını hissettikçe heyecanlanıyor, onu okşuyor onunla konuşuyorduk. Ama yine de doğrusu doğduktan sonra sonra hissedeceklerimizi hayal edemiyormuşuz meğer. Şimdi bir bakışıyla, dudağını büküşüyle ikimiz birden eriyoruz!

Küçük oğlumuzun ilk gecesi üçümüz için de çok değişikti.

Zor bir günün ardından gece saat 11 itibarıyla hastane odasında üçümüz kaldık. Hepimiz şaşkındık!
Can ağlıyor, susuyor, arada hemşireler geliyor, bir şeyler yapmaya çalışıyoruz falan derken, Can doğmadan evvel "ben hayatta yeni doğmuş bebek tutamam kucağımda!" diyen Kaya ilk geceden aldı kuzuyu kucağına...

Aldı ve minik Can babasının kucağında sus pus oldu.

O öyle susunca Kaya da onu bırakmak istemedi ve Can bu dünyadaki ilk gecesini babasının göğsünde, onun kalp seslerini dinler biçimde uyuyarak geçirdi.

Kaya bütün gece"Gözde bu bebek kekik kokuyor!" dedi.

Ben kokladım, bana da geldi o bebek kokusu soslu kekik kokusu.Bilmiyorum o mu kekik kokuyordu, biz mi sarhoş olmuştuk ama, çok güzeldi..

Hiç yorum yok: