1- Kendi kendine koşarken burnunun üstüne düştü. Ben uzaktan bakıyorum. Lap diye koydu suratı yere. Bi yandan kalkıyo bi yandan da kendi kendine diyo ki "Pişii yok, pişii yok." . Canı çok tatlı değil, o özelliğini çok seviyorum.
2- En favori şarkılarından biri UA devadam, 12 devadam. O bu sözleri "U A didadam, onşikşyi didadam" şeklinde yorumluyor. Bu şarkıyla çok pis coşuyoruz. Bu başladığında ben onu kucağıma alıyorum ve var gücümle zıplayarak dönüyorum. Bu sırada ben Can'ı sadece popopsunun altından tutuyorum, bana tutunma işlemini ise tamamen o gerçekleştiriyor. Ben onu tutmadığım için çok heyecanlanıyor. Dönme hareketine kendi gücüyle direniyor. Çok hoşuna gidiyor ve heyecanlanıyor. Kısacası o tam bir adrenalin tutkunu.
Eloğlunun köprülerden paraşütsüz atlayarak doyurduğu adrenalin tutkusunu Can'ın U A Didadam'da döne döne doyurması biraz acıklı. Ancak durum budur.
3- 1 Ocak Zarife'nin doğum günüydü. Küçük bir kutlama yapmıştık. Kutlamada Can da vardı. Biz tabi o sırada Can'ın kayıtta olduğından tamamen habersiz bir şekilde pasta getirdik, "İyi ki Doğdun moğdun" her ritüeli yaptık.
Zarife'nin doğum gününden 18 gün sonra, Can'ın saçmalığı.Yorumu siz kamuoyuna bırakıyorum.
Can salonda:
Kürdanları tuzluğun deliklerine batırmış, diyo ki, "İi ki nooo nun Şafifiii"
4- Şarkıları çok seviyor. Güzel de okuyo şimdi, Allah var. Şarkıları icradaki bu yeteneğinin benden geldiğini tahmin ediyorum. Bir şarkı var. Fransızca, Alouette diye (isterseniz youtube'a bu keyword'ü yazarak çat diye dinleyebilirsiniz). Dün bu şarkıyı baştan sona söyleyebildiğini fark ettim. Acayip güzel söylüyor. Ama insan dinleyince, senin neyine lan ibiş demeden de edemiyor. Türkçe zaten kıt, paşa sanki laf cambazı Orhan Boran, Türkçe bitti de Fransızcaya geçmiş. Komik adam.
5- Bu hikaye çok bomba. Yıllar sonra okuyup güleceğim cinsten.
Can "Resim yapmayı" da çok seviyor. Tabii o yaptıklarının resim olduğunu bir tek biz anlayabiliyoruz. Bilmeyen gafil gözlerse, onları bir karalama olarak yorumluyorlar. Rastgele sallıyor işte kalemi kağıdın üzerinde, ne desem boş.
Bütün şekilleri biliyor (çizemiyor tabii ki ama hepsini tanıyor). Altıgen, üçgen, beşgen, dikdörtgen, yuvarlak... Sorun, hepsini söyler. Ancak Dikdörtgene ayrı bir bağlılığı var. Sebebini bilmiyorum. Bizim dikdörtgen dediğimiz o şekle ise kendisi "Dikokan" diyor. Ve bu kelimeyi her söyleyişinde biraz agresif bir tonla söylüyor. "Dikkokkkannnn" gibi...
Çizim (karalama) yaparken de kalemle önce bir iki haşin hamle yapıyor, sonra da "Dikkokannnn" diyor. Yani hep dikdörtgen çiziyor. Her defasında da anons ediyor dikokan çizdiğini. Can'cım ne çizdin sorusunun cevabı daima "Dikokannn". Başka hiçbir şey için kalem kıpırdatmıyor.
Neyse, şöyle de bi durum var. Gözde genelde Can'a defterde bir şeyler çiziyor ve "bu nedir" diye soruyor. İki çizim arasında da zaman kazanmak için "Pekiiiiii" diyor.
Yani şöyle.
Bir şey çiziyor:
- Can bu ne
- Kebbbelek
- Pekiiiiii, bu ne?
- Atıgen
- Pekiiiii, bu ne?
- Nomuş (domuz)
- Pekiiiiiiiiiii bu ne?
- Maamun
- Pekiiiii bu ne?
- Bapolon (Pantolon)
gibi...
Bir gün Şafifi'yle Can'ı izliyoruz uzaktan... Kendisi bizim izlediğimizin farkında değil. Defterine çizim yapıyor. 10 saniyede bir filan kalem darbeleri vuruyor deftere bir hışımla, ve tamamını kendi seslendiriyor. Her çizimden önce ve sonra da...
- Pekiiiiiiiiiiiiiii, Dikokannnn!
- Pekiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii Dikokannnn!
- Pekiiiiiiiiiiiiii Dikokannnnnn!
- Pekiiiiiiiiiiiiiiiiii Dikkkokannnn!
Telefon dolandırıcılığı
1 yıl önce
