16 Nisan 2014 Çarşamba

24 Ocak 2014 Cuma

Eve gelmek ne güzel


24 Ekim 2013 Perşembe

Hayal2809


Canım oğlum, Can’ım;

Bu sana ilk kez bişeyler yazışım.  Herşey, bir adamın sırtında kırmızı çantası Fransız Kültür Merkezi önünde büyük bir heyecan ile anneni beklemesiyle başladı. İşte bu karşılaşma sayesinde ilk önce ben sonra da sen doğdun.

Fransız Kültür Merkezi önünde buluştuk, KeVe’de (Taksim Tünel) oturduk, konuştuk, birbirimize okuduğumuz kitaplardan bahsettik, sonra Ortaköy’e gittik, boğazı izledik, anneni taksi ile bırakırken yanına bile oturamayacak kadar heyecanlı idim.  Sebil Cafe’de şarap yerine vişne suyu içtik, Tarık Zafer Tunaya’da sinemaya gittik, Şarabi, Pano, Viktor Levi’de şişe şişe şaraplar içtik, Sohbet Ocakbaşı’nda Chealsea-Galatasaray maçını izledik, sayamayacağım kadar Bakırköy çevreyolu dolmuşu sırasında bekledik, Vazgal’da sık sık tavla oynadık (yancı bir amca hep anneni tuttu nedense), Burgazada’da ufacık balıklardan oluşan sürünün bir ona yana bir bu yana yüzüşünü izledik, Kapalıçarşı’da yanyana bir çay içemedik, Boğaziçi Kampüsü’nde “Dünyayı Kurtaran Adam”ı izledik, Pano gecelerinden birinin sonunda Milli Piyango İdaresi önünde birbirimizi sımsıkı sarıldık ve bu bizim ilk kısayolumuz oldu, “Sonsuzluk ve Bir Gün” filmini izlemeye çalıştık, Kazasker’de bir sonbahar günü ağaç yaprakları kaplı (o kadar ki kaldırım belli olmuyordu) bir yolda elele yürüdük  ve ben en sonunda askere gittim. Annen askerde de beni hiç yalnız bırakmadı, sık sık ziyaretime geldi İzmir’e ve Erzincan’a. Tepesinde ufak bir göl olan bir yaylaya çıktık, kasası tepeleme pişmaniye dolu bir traktör gördük. Askerliğimin sonunda İstanbul’a döndüğüm otobüsün plakası 25 GZD 34 idi. Ne tuhaf di mi? Vee 28 Eylül 2003 (çok sık kullandığın appleid şifresi Hayal2809) yılında annen ile Çubuklu Hayal Kahvesi’nde evlendik. Tam on yıl önce bugün.

Canım oğlum; senin bu kadar iyi huylu, akıllı, ahlaklı, komplekssiz bir çocuk olman Gözde gibi bir annen olması ile alakalı babacım. Seninle olan tüm ilişkimde, en başından beri hep anneni örnek aldım, yaptığım tüm yanlışları hep anneni gözlemleyerek farkettim. Ve umarım annen kadar iyi bir baba olabilirim sana.

Ve üzülerek söylemek zorundayım ki annen benim sevgilim babacım. Ve gerçekten tüm kalbimle diliyorum ki birgün annen gibi bir sevgilin olur ve söz verdiğin gibi “Kortis” diye hitap edersin O’na.

Bu arada bu yazıyı yazarken aşağıdaki haydutlar da yardım etti bana.




Not : Şu sana bahsettiğim Splendid Hotel'e gidiriyoruz yarın akşam annen ile dolayısıyla yarın akşam ananendesin :(



İkinizi de çok seviyorum.
Büyük rakibin Kaya

15 Şubat 2013 Cuma

Ay'a okul yapılır mı?

Merak Eden Çocuk

Geçenlerde Can'ı okulundan ben aldım. Okul okul değil, sanki bir oyun evi gibi. Çok şahane bir okulu var. Şanslı kerata. Kendisine de biraz sürpriz oldu beni görünce. Sürprizin heyecanı çok uzun sürmedi. Çünkü onlar okulda ikindi kahvaltısına oturmadan tam önce almaya gitmişim onu.
Öğretmenleri de bunun bilincinde olsa gerek ki, hem sınıf öğretmeni hem de okuldaki çocuklardan sorumlu amir, beni uyardılar. Aman ikindi kahvaltısını yapmadı, Can'a takviye gerek.

Nasıl alıştırmışsa herkesi yeme konusunda, hassasiyetin tüm maarif farkında maşallah. Neyse, sınıflarının tam önünde şöyle bir sarı kağıt gördüm.


Resmi biraz hıyar gibi çekmişim, özür. Çocukların boyuna göre asılmıştı, dalgaya düştüm. Kendi açımdan çektim. Öğretmenleri çocuklara sormuş ve hepsinin görüşlerini not etmiş, soru "Ay'a okul yapılır mı?"

Can konuya lojistik ve ikmal açılarından yaklaşmayı uygun görmüş.

"Tam 4 günde Ay'a gidiliyorsa oraya tuğla ve yemek taşınmaz. Eren inşaat mühendisi, ona da bir sorayım"

Cevabımı buraya yazayım, yıllar sonra okursun. Bence yapılmasında, teknik açıdan hiçbir engel yok. Sadece feasible olmaz.

Okul çıkışı ikindi kahvaltısını etmediği için kendisini İkindi Köftecisi'ne götürmeyi önerdim. Şekil 1a'da da görebileceğiniz üzere büyük bir memnuniyetle karşıladı.

Şekil 1a

24 Aralık 2012 Pazartesi

Sanat halleri





* Tasarım Bienali'ne gideceğiz. Sabahtan itibaren evde bineal diye bahsederken, Can duyduğunu ünlü kitapçı Dienal (!) anlamış. Bir heves zıplaya zıplaya gittiği İstanbul Modern'de, "ama burası Dienal değil ki!" diye isyan edince anladık biz durumu. Bienalden çıkışta dienale gittik.

* Topkapı Sarayı'na gidip bir sergi gezeceğiz. Kaya'yla aramızda saraya gideceğiz diye konuşurken bizimkinin "tavuksuyu çorba da içecek miyiz?" çıkışıyla silkindik. Akşam Saray'da tavuksuyu çorba içtik.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Kısa kısa...

* Servisi, spor dersi, veli toplantısı ve hatta aşkı meşkiyle, Can'ın  tam teşekküllü okul hayatı başladı. Bu sene, yeni okulumuz Merak Eden Çocuk'la birlikte okul sorunlarımız neredeyse tamamen bitti, artık okula gitmekten zevk alıyor Can.

* Son dönem favori dansımız Gangnam Style. Özellikle Bade'yle yaptığı gösteriler seyre değer. :)

* Dün bana, "anne, benin fesbukum yok mu?" diye sorarak, daha 4,5 yaşına girmeden Facebook'a girmek istedi. Ne diyeyim bilmem ki.

* Bugünlerde favori kitabı Pıtırcık Futbolcu. Onun ilgisini çekecek renklilikte resimleri olmamasına rağmen, her akşm benden onu okumamı istiyor. Özellikle Pıtırcık ve arkadaşları futbol oynarken toplarının bisikletli Bay Posbıyık'a çarptığı, ve onun  da kavgalı olduğu Bay Pisbıyık'ın evinin içine düşmesi pasajında katıla katıla gülüyor. Öyle gülmesi o kadar hoşuma gidiyor ki, bazen orayı yeniden yeniden okuyorum.

Annaneye doğumgünü hediyesi



28 Ağustos 2012 Salı

Bu yaz...


Can bu seneki Kaş tatilimizde ilk kez,

* Palet, deniz gözlüğü ve şnorkel kullandı, balıkların peşine takıldı,
* Kolluklarını atıp, babasıyla benim aramda, büyük bir heyecanla yüzdü,
* Bahçeden çilek topladı
* Kendine arkadaşlar edinip onlarla oyun kurmanın keyfini yaşadı,
* Uzun yolculuklarımız boyunca zorluk çıkarmak bir tarafa, yolculukları bizim açımızdan eğlenceli kıldı, bize şarkılar söyledi.
* Okudu!

24 Nisan 2012 Salı

Burgazada

24 Şubat 2012 Cuma

Das Experiment - Can'ın bilim dünyasını birbirine katışı...

22 Şubat 2012 Çarşamba günü, Can'ın ananesinin ve dedesinin oturduğu daire, uzun parçacık hızlandırıcısı ile protonları 14 tera elektron volt'luk mertebelerde çarpıştırabilecek ve atomaltı parçacıkların ortaya çıkmasını sağlayabilecek CERN deneyinden bu yana bilim dünyasını ilk kez böylesine sarsan bir deneye evsahipliği yaptı.

İlim bilim yoluna baş koymuş, fen biliminin üç temel ayağı olan gözlem, ölçüm ve deneyi adeta bir yaşam biçimi haline getirmiş Can, kendi bedenini korkusuzca ortaya koyarak bilim adamlarının yıllardır merak ettiği soruya kesin olarak cevap verdi. Tıp alemini de yakından ilgilendiren deneyde Can, bir kulaktan içeri atılan naneli şekerin, öteki kulaktan çıkmayacağını net olarak kanıtladı. İnsan anatomisine dair bugüne kadar yapılan tüm çalışmaları altüst eden deney daha pek çok akademik çalışmaya temel oluşturacak nitelikte.

Öte yandan şeker kulağının içindeyken, "Can niye böyle bir şey yaptın?" sorusuna, "Deney yaptım, bakalım öbür kulağımdan çıkacak mı?" diye yalın bir cevap veren genç araştırmacı, mentollü şekerin vücut ısısıyla eriyerek kulağının içini yakmasıyla gözyaşlarına boğuldu.

Apar topar hastaneye götürülen Can'ın, doktor kulağının içinden şekeri çıkartmaya çalışırkenki vakur duruşu ise, adeta bilime gönül vermişliğin vücuda gelişiydi.

10 dakikalık bir çaba sonucu, şekeri Can'ın kulağından çıkartan doktorun, şekeri canın gözünün önüne kadar sokup "Can bu şeker, kulağa değil, ağza sokulur." demesi ise kendisi bir tıp adamı olmasına rağmen, Can'ın davasını hiç anlamadığının bir göstergesi olarak yorumlandı.

Aşağıdaki resimde, kulaktan şeker çıktıktan hemen sonraki gece Can'ın nasıl uyuduğunu aşağıda görebilirsiniz. Eliyle bütün gece kulağını korumuş.


Müezzin mi olacak lan bu çocuk.



26 Ocak 2012 Perşembe

Turt



Unutmadan, karışık da olsa...

* Dışarıda yemek yiyoruz.
Benim salatamın üzerinde ince dilimlenmiş turplar var.

Can: Anne, turt acı mıdır?
Anne: (Daha evvel turpla pek karşılaşmadığı için "nereden biliyor acaba" diye düşünerek) Hayır acı değil.
Can: Haa doğru, turt acı değildi, gaz yapardı.
Anne: !?!

* Domates biber patlıcan şarkısını çok seviyor Can.
Sözlerini de güzel yorumluyor:

Bir anda bütün dünyam karardı
O sesle soğanlar yankılandı
Domates biber patlıcaaaan

* Annemlerin komşusunun kızı Bengü, evlenirken davetiye yerine pek hoş bir CD hazırlayıp verdi düğününe katılanlara. Her telden, kendi sevdikleri 20 şarkıdan oluşuyor CD. Biz de arabada bir iki kez dinledik ki, içindeki bazı şarkılar Can'ı hemen yakaladı. Can'ın şimdiye kadar "Youtube related videos" ekseninde zaten biraz tuhaf gelişen müzik zevki, bu CD ile taçlandı diyebilirim. :)

- Anlaaa beniii pullaaa beni al koynuna yaaat
- Çay bellaa çay bella çayçayçay
- Kekler de yanaaar, hem de nasıl yanaaar
şarkılardan bazıları.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Dizi dizi inciler


* Can, yumurtaya kaşığıyla vurur çatlayan yumurtaya hayretle bakarak:
- Annneeee örümcek avı gibi oldu.
- Ne oldu?
- Av, av.
- Ha tamam.



* Can okula başladı. Artık kendisi First Learning School Cesur Kaptanlar sınıfı öğrencisi. Başta biraz zorluk çekse de hızla alışıyor.
Bugün okulda İngiltere kültürünü tanıma günüymüş. Öğretmeni programda yazmış bunu. Ben de Can'ın çok sevdiği Beatles'ın bir fotoğrafını verdim, arkadaşlarına Beatles'ı anlatır diye. Bizimki tanıtmış grubu:
- Bu John abi, bu Paul abi, bu George abi, bu da Ringo abi!

* Okul demişken, geçen haftaki ülke de İtalya imiş. Sınıfta hep blikte aşk çeşmesi yapıp içine dilek dileyip para atmışlar. Bizimki ne dilemiş acaba? Tabii büyük bir basket potası. :)

* Artık basket oynamak da kesmiyor kendisini. Kağıda bir basket sahası çiziyor ve taktikleri çiziyor. Mesleği mi? Kendisi "teknik traktör."

* Aklımdayken not edeyim. Cimbom marşını söylüyor arada sırada: "Samanın yıldızı sarı kırmızııı, elinde kupayla Cimbom geliyooor"

17 Ekim 2011 Pazartesi

Annane ve Caillou

Annem, geçen gün aradı, "cep telefonuna Can'a bir fotoğraf gönderdim, baksın" diye.
Baktık, annane Can'ın kadim dostu Caillou'ya rastlamış. Fırsatını bulmuşken de Can için bir hatıra fotoğrafı çektirmişler.
Her yönüyle sürreel görünüyor. Dev bir Caillou, yanında hatıra fotoğrafı çektiren bir annane...
Biz o kadar sevdik ki, açıp açıp bakıyoruz fotoğrafa. :)

11 Ekim 2011 Salı

Kavun




Eren, Zarife, biz, hep beraber annemlerde yemekteydik. Can da sofraya oturdu, ama "şunu yemiicem, bunu yemiicem" faslına başlayınca, "hadi o zaman kalk sofradan, oturmana gerek yok" dedim, ve kaldırdım onu. Koltukların oraya geçti, kendi kendine oynamaya başladı. Biz de daldık, yemek yiyorduk ki şöyle bir konuşma geçti sofrada:

Annem - (babama) Ah, kavun kesecektik, unuttuk.
Babam - Ben hemen keserim şimdi.
Arkadan çıkış yapan küçük bir ses - Kavun sadece yemek yiyenlere mi veriliyor acaba?

Tabii kendisi kocaman tabak kavununu afiyetle yedi. :)

4 Ekim 2011 Salı

İrlanda köylüsü

Geçen hafta Kaya'yla birlikte Dublin'deydik.
Dönüşte havaalanında bizi şöyle biri karşıladı:




15 Temmuz 2011 Cuma

Can'ın bu sefer kendisi Güçlük!

Biliyorsunuz, Can üçlüğe güçlük diyor. Dün, yani 14 Temmuz 2011 itibarı ile kendi güçlük oldu haberi yok. Üçüncü yaşına girdi resmen. Şimdi üç yaşına girdi diye benden bi' duygusal yazı filan bekliyorsanız büyük yanılgıya düşersiniz. İnanılmaz yeni boşbeleşlikler var, onları yazacağım.

Can üç yaşında bir kekomançi olarak, boşbeleşliğinin de zirvesine çıktı artık. Adam resmen boşbeleşlikte ustalık dönemi eserlerini vermeye başladı.

Gelişimin doğru şekilde takip edilebilmesi açısından bazı hatırlatmalar yapmam gerekiyor.

Can'ın boşbeleşlikte çıraklık eserleri nelerdi, dilerseniz önce onları bir hatırlayalım.

Çıraklık Dönemi Eserleri (1-2 yaş arası başlıca boşbeleşlikler:):
  1. Tek başınayken yaramazca bir şey yapmadan önce kendi kendine "Can HAYIR didiiim" demesi,
  2. Şu videodan da anlaşılabileceği üzere, bilip bilmeden "yemesiii hanayıııı" şeklinde şakıması
  3. Son derece karizmatik ve cool dayısına "Naber lan Çatal?" şeklinde seslenmesi.
  4. Can kim geldi? sorusuna verdiği cevap.
Şimdi de olgunluk dönemi eserleriyle devam ediyorum.

Olgunluk Dönemi Eserleri
(2-3 yaş arası başlıca boşbeleşlikler):

  1. Ülke çapında ses getirmiş olan, İnternetime Dokunma eylemini, Sütlacıma Dokunma Eylemine dönüştürerek, eylemin ciddiyetine ve hassasiyetine gölge düşürmesi.
  2. Benim kendisine daha önce yaptığım "Haaaydi Cancan" şeklindeki tezahüratı, kendi başına "Haaaydi benben" şeklinde yorumlaması
  3. Çilli horoza Billi Horoz, Alidesidero'ya Aliistertop, Bir kusuru var yalnız kızın biraz entel takılmaktaya, bir kusuru var yalnız kızın biraz evden takılmakta gibi boşbeleş uyarlamalar...
veeeee.... Ustalık.

Ustalık Dönemi (3 yaş civarı boşbeleşlikler):

İşti şimdi zurnanın zırt dediği yerlere geliyoruz. Buradan sonrasını siz de bilmiyorsunuz. O yüzden üstteki gibi özetten ziyade bunları full versiyon olarak yazmalıyım.

Öncelikle sanatçının ustalık eserlerinden bahsetmeden önce boşbeleşliklerin biraz çiş, kaka, tuvalet, kusmuk ekseninde cereyan ettiklerini belirtmem gerekiyor. Evet, sanat bazen mide bulandırıcıdır. İçim kaldırmaz diyenler devam etymeyebilirler.
Can yanılmıyorsam son bir aydır filan çişini kakasını filan söyler oldu. Bu sebepledir ki, boşbeleşlik hikayelerimiz biraz bu yönde bu dönem.

Büyük usta eserini vermeden hemen önce

1- Bu sıralar, işte herkes dikkatli, dayım altına fışlatmasın diye. Babam da geçen gün onu parka götürüyo. Parka girmeden önce de diyo ki, "Can efendi, çişin varsa tuvalete götüreyim seni."
Çok biliyo ya boşbeleş, "ama dede burda tuaaalet yok ki." Babam da
"Var var."
El Cevap:
"Hıııı, evet evet, şuralarda bi davılyu cee olucekti."

Arkadaş, daha dün çişini söyleyemeyen sen, adam oldun da tuvalete Dabılyu Cee mi demeye başladın. Yemezler aslanım.

2- Sanırım bazı pedagojik sebeplerden ötürü, Can'ın kakasına sanki bir sanat eseriymiş gibi davranılıyor. Gün geçmiyor ki evin duvarlarında şöyle cümleler yankılanmasın
"Vay beeee, amma da güzel yaptın."
"Can bu senin masterpiece'in oldu, buna şöyle bi güzel el sallayalım da öyle basalım sifona"
"Can bunu sen mi yaptın, inanılmaz başarılı"
vs vs...
Bu hasbam da artık nası havaya girdiyse, geçen bi gün yine lazımlığına yapmış kakasını. Akabinde dönmüş baakmış bi eserine. Artık nası bi hayranlık duyduysa, demiş ki

"Anane, aman bunu dökmeyelim klooozete, Eren de baksın buna."

Ulan banane, manyak. Annem kıramamış tabii ki. Hafiften yaz sıcağıyla da yoğrulmuş ortamda, 2 saat kadar benim için bekletilmiş eser.
Benim aşağıdan zili çalmamla beraber, apartmanda çığlıklar.

"Ereeeeen, gel bak naaaptım."

Çıktım yukarı. Hyecandan yerinde duramıyor. Bak bak bak diye tuvalete koşuyoruz, yetişemiyorum ama, fişek gibi. Daldık tuvalete, böyle bi koku olamaz. Gösterdi bana.
Ben de methiyeler düzdüm. Ne kadar şaane bi bok olduğuna dair güzellemeler yaptım. ama böyle bi koku olamaz.
Benim laflarım gururunu okşamış olacak ki, yarım saat sonra gelecek olan babasının bu doğaüstü eserden nasibini alması gerektiğine hüküm verdi. Dedi "Babam da mutlaka görsün." Banyo, kapısı kapatılmak suretiyle o kokulu kaderine terk edildi yarım saat daha.

Derken zil çaldı. Bana yapılan tezahüratın aynısından Kaya'ya da... Baba, sana çok güzel bir şey göstereceğim ile başlayan film Can'ın tuvalete doğru önden koşturması ile devam etti. ancak bu sefer, tuvalete girdiği gibiiii, BÖÖÖĞK diye kustu. :))))

Ağlaya ağlaya çıkmış diyo ki, "Babaaaa, niye ağzımdan su geldi?"

Ulan ibiş, ne gelecek başka. O kokuya iyi bile dayandı bünyen. Enayi dümbeleği!

3-
Babamla yine dışarıdalar, arkadaşın çişi geliyor. Çişinin geldiğini beyan ediyor. Babam da apar topar bir umumi hela bulup arkadaşı götürüyor.

Can çişini yapıyor, tuvaletten çıkarlarken de, Babam tuvalet parası olan 1 TL'yi uzatıyor adama ve veriyor.

Can da inanılmaz bir hayret. İbiş, çiş ve kaka yapmasının övgü görmesine o kadar alışmış ki, büyük bir şaşkınlıkla babama,
"Dede, neden hem ben çişimi yaptım, hem de biz para verdik?"

:)))

4- 3 Numaradaki hikayenin devamında, eve dönüyorlar. Can o gün zaten dondurma yediği halde, babamdan dondurma istiyor.
Babam da "Can hiç param kalmadı, o yüzden dondurmayı yarın yiyelim olur mu?"
inanılmaz cevap:
"Evet, paraları tuaaletçiye kaptırdık!"
:)))))

5- Bu seferki boşbeleşlik, tuvalet bazlı değil. Basketbol bazlı.
Bilmeyenler için hqatırlatayım, Can'ın sahip olduğu basket potası adedi, ülkemiz basketbol devi Efes Pilsen'in altyapı tesislerinin sahip olduğu basketbol potası sayısından sanırım fazladır.
Buna rağmen, tahmin edin bana doğum günü hediyesi olarak ne aldırdı? Pota.

İki pota karşı karşıya konulunca oluşan alana ne ad verilir dersiniz?
Sinan Eldem Alena

İşte burada! MÜKKKKKKKEMMEL SSSSEVİYORUM!



23 Haziran 2011 Perşembe

Bibaunt

Artık Can'la basket oyunlarımız daha sofistike hale geldi. Bibaunt, faul, serbest atış filan gırla gidiyor. Geçen gün bana, "anne, sen Fener ol ben Cimbom, öyle oynayalım" dedi. Peki dedim. Sonrasında diyalog şöyle gelişti:

Can: Top Cimbom'da, Cimbom bibauntu aldıı, şuuut ve baskeeeeeeeeet. - sonrasında coşkulu sevinç gösterileri-

Gözde: Evet sayın seyirciler, top Fener'de şimdi. Fener çok iyi oynuyor, uzaktan bir atış yapıyor ve baskeeeeeeeeeeeet. Oleeeey.-bende de benzer bir coşku-

Can: -elini beline koyarak- Anne, sen Cimbom'lu değil misin? Fener atınca neden seviniyorsun ki!!

Gözde: ?!??!

1 Haziran 2011 Çarşamba

Son dönem inciler...


* Yatmaya hazırlanıyoruz. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:

- Anne, doğrusu, kendi gözlerimle görmesem inamazdım.
- Neyi oğlum?
- Şu duvarı
- ?!?? (Sanırım yeni öğrendiği bir kalıbı cümle içinde kullandı! :) )

* Can ilk kez dut yiyecek. Kaya bir kase dutu getirdi ve önüne koydu. "Oğlum bu meyvenin adı dut" dedi. Can'ın sorusu: "Ahu'nun dudu mu bu?" (Sanırım Caillou ya da başka bir arkadaşın ahududulu bir macerası izlendi!)

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Aliiiiii, Aliistertop!

Efendim, boşbeleşlik zor zanaat. Yani dışarıdan boşbeleş bir iş gibi görünse de, böylesine boşbeleş olmak emek isteyen çalışma isteyen bir durum. Aylar var ki Cancan'ın boşbeleşliklerini buraya listelemiyorum. Bu yüzden liste biraz kabardı uzun bir okumaya hazırlıklı olun.
Şimdilik 5 tane:

1-
Ne yapmalı ne etmeli? Kıza alelele mi çevirmeli?

Bana geçen gün diyo ki:
"Ereeen, ben iki tane Ali'li şarkı seviyorum."
Neymiş Cancım Ali'li şarkılar?
Ali Babanın Çiftliği bi de "Aliistertop"
Daha önceden durumdan haberdarım, Aliistertop'un ne olduğunu biliyorum. Bildiğimiz Alidesidero.
Arkadaş neyine senin Alidesidero diye içimden geçirmekle beraber, bunu arkadaşa hiç hissettirmedim. Oooo hadi beraber söyleyelim Aliistertop'u dedim.

Normalde şarkı şöyle:
Arkadaşları Ali derler,
Hani oturur bizim kahvede,
Takmış kafayııı bir dilbere
Nefaset bişey fidaaan boylu

Bizim Ali pişpirik oynar
MFÖ dinler maç seyreder,
Dedik ya abayııı yakmış kıza
Bundan haberiii yok kızın ama
Aliiii, Alidesidero

Can:
Arkadaşları Ali derler,
Hani oturur bizim kahvede,
Atmış kafayıııı bir dilbere
Nefaset bişey filaaan boylu

Bizim Ali pişpirik oynar
ENEFÖÖÖ dinler maç seyreder,
Dedik ya kafayııı atmış kıza
Bundan haberiii yok kızın ama

Aliiiiii, Ali ister top!

Şarkının tamamını yazmayacağım bunun yerine kullandığı saçma kelimelerden bir demet sunayım:

Optimist -- Hoptimist
Metafizik -- Hedadidit
Ali kıza bir klark çekiyor -- Ali kıza bir Flark çekiyor
Elbette ki feminist bir kız -- Elbette ki evimiz bir kız.
Ne yapmalı ne etmeli kıza dalavere mi çevirmeli - Ne yapmalı ne etmeli? Kıza alelele mi çevirmeli?

Bi çocuk hangi şarkıya bulaşmasın derseniz, vallahi bunu seçerim. ama seçe seçe bunu seçmiş hasbam.

2-

Geçtiğimiz hafta pazar. Yani 15 Mayıs. İstiklal Caddesi, yine kalabalık, hararetli ve coşkulu bir eyleme ev sahipliği yapıyor. İNTERNETİME DOKUNMA!

Erkeği kadını, genci yaşlısı, evlisi bekarı, pornocusu anarşisti hepsi eylemde. Onbinler, benim tahminim 50-60 bin kisi, Taksim Meydanı'ndan aşağı doğru uzuyor. Adeta gümüş dere durmuyor akıyor. Sloganlar, tezahüratlar gırla, havada uçuşuyor.

Can da sırayla bir benim bir de Kaya'nın omuzlarında. Yani özetle eylemin kralı bu arkadaş aslında. Tepede kalabalığın üzerinde gidiyor. Hiçkimsede olmayan manzara babada.

Fransız Kültür'ün hemen önünden coşkun kalabalık aşağıya doğru yola çıkıyor. Coşku tavan. Fakat eylem lideri edasıyla bize göre biraz daha yüksek irtifada olan Cancan'ın, ileride solda gözüne bir yer ilişiyor. Saray Muhallebicisi.

Biz "Taaaayyip baksana, kaç kişiyiz saysana" dedikçe, İnternetime Dokunma eyleminin agresif lideri Cancan, "Sütlaç yemeee gidelim. Sssssaray varmış ordaaa!" diyor.

O andan sonraki sahnede, İnternetime Dokunma Panlartı taşıyan o emekçi ellerin, sütlaca sorti üstüne sorti yapan tatlı kaşıklarını tuttuğunu görüyoruz. Kimseye vermemek için hızlı hızlı götürüyor. İnternetime Dokunma eylemi, adeta bir Sütlacıma Dokunma eylemine dönüşmüş durumda.
Eminim diyorsun ki, olsun canım, çocuk bir mola vermiş olabilir, kaldığı yerden devam etmiştir.
Hayır. Ondan sonra da rehavet çökmüş paşaya, uyumuş Saray Muhallebicisi'nde.

Arkadaşım. Harcın değilse, bulaşmican. Yanlış mıyım?

3-
Can'ın bu aralar trendy topic'i "Paylaşmak". Zaten herif tek çocuk, bu yüzden bu konuya özel olarak dikkat ediliyor.

Geçen gün Gözde ve Kaya ve bizde... Kaya bira içiyor. Zarife de mutfaktan Kaya'ya ufak bir çerez tabağı yolluyor. Can'a verdi tabağı. Dedi ki,
"Cancan hadi bunu dikkatli bi şekilde dökmeden babana götür."

Can şöyle bir tabağa baktı, bademlere fındıklara daldı gitti. Kafasını toplar toplamaz Zarife'ye cevap.

"Zariiiife, götüreyim ama götürünce ben de yiyeyim. Çünkü paylaşmak güzel bir şeydir."

Hasbinallaaaah :). Ya yarabbi şükür, ya şapır şupur. Yok mu sende bu işin ortası bre boşbeleş :)

4-
Bir paylaşma hikayesi daha. Annemlerin üst komşusunun kızı, Beybep (Zeynep). Annem Can'a Beybep'in Can'ı "zirayet"e geleceğini, iki şüüüpiz yamaaatasından (Sürpriz yumurta) bir tanesini Beybep'e vermesi gerektiğini söylüyor. Cancan'ı bir telaştır alıyor. Büyük iç ve dış hesaplaşmalarının ardından, Can Beybep'in gelişinden 15 dakika kadar sonra şüpiş yamaatasını Beybep'e uzatıyor. Bir gün önce, bademleri hüpletmek uğruna "paylaşmak güzeldir." diyen dudaklar sarkmış, ağladı ağlayacak.

Can'ın şüpiş yamaatayı Beybep'e uzatmasıyla beraber, Beybep'in annesi de Can için, ona aldığı Can'ın favori şekerlerinden bir tanesini piyasaya çıkartıyor.
"Zeynep sen de bunu Can'a ver hadi" diye.

Bizim boşbeleşin yüzünde bir gülümseme, şaşkınlık ve anneme kurulan inanılmaz cümle.

"Anaane bak, hayat işte."
Annemin büyük şoklanışı, lan manyağın cümleye bak diye dumura uğrayışı, daha kendine gelemeden
"Ya anane, dünya böyle" diye Can'ın ekleyişi.

Annem bi dört beş saat atamamış olayın etkisi üzerinden.

5-
Bütün kuşlara güvencik diyor.
Geçen gün kocaman bi karga kondu yanıbaşımıza, bana diyo ki:
"Ereeen, bak güvencik."
tam düzelteyim mi acaba o güvencik değil Cancan karga diye, ben daha ağzımı açamadan:
"Amaaaaaa, karga güvencik."

28 Nisan 2011 Perşembe

İlk vesikalık