17 Ocak 2011 Pazartesi

Çapsız Cancan'ın Maceraları #1





1-
Can'ın boşbeleşlikleri serisinden sonra yeni bir yazı dizisiyle karşınızdayım. Çapsız Cancan'ın maceralarında hepberaber kah gülecek, kah düşüneceğiz.

Geçen gün ananesinin ve dedesinin evinde yatıya kalmış Cancan. Akşam vakti oyunlar oynanmış, şarkılar söylenmiş ve yatma vakti gelmiş. Babamın kucağında televizyonda babypörst (babyfirst) tv seyrederken uyuyakalmış. Babam da biraz beklemiş ibiş iyice uykuya dalsın diye.

İyice uykuya dalmasınının hemen ardından yatağına götürüyormuş ki, yolda hafiften sersemsepet bir şekilde gözlerini aralamış. "Dede beni nereye götürüyorsun?" diye sormuş. Babam da çok uykusu geldiği için onu yatağına götürdüğünü söylemiş.

Yatırdıktan sonra da bir iki daha mırıldanınca Cancan, biraz çaktırmadan sallamış arkadaşın yatağını iyice uykuya dalana kadar.

Yaklaşık bir on dakika sonra filan babam odaya dönmüşş bir bakayım n'aptı iyice uyudu mu diye.
Odaya girdiğinde Can'ı yatağında ayakta dururken görmüş.

"Can sen niye uyumadın?" diye sorduğunda ise cevap:
"Dedecim bu yatak çok sallanıyo ben buuda uyumak istemiyorum."

2-
Bu aralar aşırı takıldığı bir bilgisayar oyunu var. Adı Kova Basket. Takıldığı dediğim, ekranın başına oturuyor. Biz oynuyoruz bu enayi de kendi oynadığını sanıyor. Oyun mouse ile bir takım renkli topları kovaların içine sokmaya çalışmaktan ibaret. Annesinin kucağında oynarken başarılı bir atış sonrası şöyle buyurmuş:
"Annnnne ben bu işin kuaförüyüm."
"Hı? Ne kuaförü oğlum ne diyosun?"
"Annnnne ben bu işin kuaförüyüm."
Meğerse bizim çapsız, daha önce bir yerlerden "Ben bu işin profesörüyüm." deyişini duymuş. Kendi çapsızlığıyla harmanlamış. Böyle bir söylem geliştirmiş.Boşbeleş diyorum, kimseyi inandıramıyorum.

3-
Geçen gün içerki odadan beni büyük bir telaşla salona götürdü.
Koştura koştura gittik. Bana dedi ki,
"Errren, aaabalar uçar mııııı?" dedi.
"Uçmaz Cancan "dedim.
"Uçaaaaar" dedi.
Televizyonda da işte bu reklam:


Yavrum evladım, o reklam, reklamda böyle bi' gaz uçarlar diye izah etmeye çalıştım.
"Bu bir leklam" diyerek beni tasdik etti. Yine de sen bilemedin, ben bildim ifadesi o saçma pişmiş kelleliği gitmedi.

4-
19.01.2011
Hayatının ilk basketbol maçına gitti. Efes Pilsen - Siena. Siena Efes'ten daha güçlü bir takım olmasına rağmen. Can'ın da desteğini alan Efes, Siena'yı tokatlamayı bildi. Can'ın maçta ne kadar şaşkım olduğu ayrı bir post'un konusu.

Benim anlatacağım olay başka.
Ya arkadaşım, mola verilmiş. Dünyalar güzeli Efes Kızları sahaya çıkmış. Uçuyolar, kaçıyolar, yapmadıkları şov kalmamış oryantalinden tut ponpon şovuna kadar.
Özetle, dilberler havalarda uçuşsun. Sen hepsini izle güzel güzel. Ağzını açma sonuna kadar.

Bütün o şov bittikten sonra da şöyle bir yorum getir.
"Can izledin mi neler oluyor?"
"Evet. Ablalal takla etti."

Bu mu yani aklında kalan. Bu mu? Ablalar takla etti diye mi özetleyelim o görsel şöleni. Ablalal takla etmiş. Görürüm ben seni...

Bu resmi Efes Pilsen'in sitesinden maç fotoğrafları arasından buldum.
Tıklarsanız daha büyük görürsünüz

12 Ocak 2011 Çarşamba

Avukado


Can'la son dönemde oynadığımız bir oyun var: Bilgi Yarışması! (Onun deyişiyle Bilgili Yarışma)
Ben gayet ciddi bir ses tonuyla, Can'a sorular yöneltiyorum, o da karşımda oturup aynı ciddiyetle cevap veriyor. Hepsini bilince de nar, elma ya da bazen "çanfıstığı" kazanıyor.

Bilgili yarışmada genellikle, "benim annem senin neyin", "bana 4 tane renk adı söyle", "24'ten sonra kaç gelir", "kışın dışarı çıkarken üşümemek için ne giyeriz" benzeri sorular oluyor. Böyle soru cevap yöntemiyle bir sürü şey de öğreniyor Can.
Dünkü ilk sorum şuydu:
- Can, bana 3 tane yeşil yiyecek söyler misin?
- Avukado (!!) , salatalık, yeşil elma

Yeşil yiyecek deyince aklına gelen ilk şey nasıl "avukado" oldu anlamadım. Bizim evde hiç görmedi, annane-dedesiyle belki 1 ya da 2 kez yemiştir... Ama yeşil yiyecek deyince ilk akla gelenin avokado olması da neyin nesidir.
Şu ara beni şaşırtan o kadar çok cevap veriyor ki bana...


Artık çok az şeyi yanlış söylüyor Can. Yanlış söylediği az sayıda kelimeyi hiç düzeltmiyorum:

Lalabo: Lavobo
Vavi: Mavi
Kirliler: Kiler
Boling: Bowling

22 Aralık 2010 Çarşamba

Aşı


Can, aşı olmadan hemen evvel....

24 Kasım 2010 Çarşamba

Solistimiz Canki, Teleferikten sesleniyor.

Can okudu mu güzel okuyor şimdi, Allah'ı var. Multilingual bi' insan sonuçta. Bir öncekinde nasıl İngilizce okuduysa bunda da fransızca okuyor. Ancak bu defa durum biraz farklı, çünkü bunda hiç atmasyon yok. Bu yüzden Canca altyazı koymayacağım buna.

Unutmamalı ki bir sanatçı için sahne, dinleyicisinin olduğu her yerdir. Can bunun bilincinde bi çocuk. Yoksa teleferikte söylediği bir şarkıyı böylesine mükemmel icra edemezdi. Tamam, çocuğa habire sallıyorum bu blogdan ama bu performansı da eleştiremeyeceğim. Tek kelimeyle outstanding.

Mutlaka ama mutlaka önce şarkının orijinalini izleyiniz, dinleyiniz. Can'ın performansını değerlendirmeniz açısından bu çok önemli. İlk 40 saniyesi filan.




Şimdi de Canki versiyonu.




Sözler de burada

Alouette, gentille Alouette
Alouette je te plumerai
Alouette, gentille Alouette
Alouette je te plumerai
Je te plumerai la tete
Je te plumerai la tete
Et la tete, et la tete
Et la tete, et la tete
O-o-o-o-oh
Alouette, gentille Alouette
Alouette je te plumerai

Kelimelerin kifayetsiz, yorumların mesnetsiz kaldığı yerdeyiz sevgili okurlar.

Hadi hepinize jantiaalivettö.

23 Kasım 2010 Salı

Canyu!

Ne Kayyuymuş arkadaş.

Caillou bir çizgi film. Baştakipçilerinden bir tanesi de Can. Caillou'nun her biri kendinden de boşbeleş arkadaşları Klementayn, Leo, Sera... Allah o kıza akıl fikir bahşetsin kardeşi Rozi... Hepsi kankalarımız oldular.

Neyse geçen gün Cancan'la parka gittik. Arkadaş sürekli şarkı söylemekle beraber, "Cancım bi Kayyu Theme Song'u okur musun?" filan dediğinde, sağolsun hiç icra etmez. Parkta, boş anını yakaladım ve eseri okutmayı başardım.
Olayın ruhunu kapmanız için öncelikle dikkatlice bir iki kez şu aşağıdaki videonun ilk 20 saniyesini izleyip şarkıyı içselleştirmeniz gerekiyor. İşte:



Öncelikle bu videonun ilk 20 saniyesini izleyin. Şarkının sözlerini dinleyin.

Şimdi de bunu



Orijinali:

I'm just a kid who's four
Each day I grow some more
Caillou

So many things to do
Each day is something new
I'm Caillou

Cancası (Vallahi birebir dinleyip çıkartıyorum.)
An çaste kinti zor

İiiş dey a ra sam sı mor
Kaaayyu

Tuu veni çestudu

İiiş dey iikah ta mor

Kaaayyu
Kaaayyu
Aym Kaaayyu.



Boşbeleş adam boşbeleş. Boşuna demiyorum ben.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Boling, çarpan araba, tren


Can, 1 ay evveline kadar hareket eden oyuncak arabalar, trenler, çarpışan arabalardan pek hoşlanmıyordu. Biz de birkaç denemeden sonra hiç teklif etmemeye başlamıştık.
Ama geçtiğimiz haftasonu kendisiyle tiyatroya gittiğimiz Cevahir Alışveriş Merkezi'nde, bu oyunlara ilgi gösterdiğini fark ettik.
Önce "boling" oynayan abileri izledik.



Sonra, Can, babukayla "çarpan arabalar"a bindi.



Bu arada tiyatroda da son derece uyumlu ve katılımcıydı, sanırım bu sezon bol bol tiyatroya gideceğiz!

13 Eylül 2010 Pazartesi

Uzun bir aradan sonra, Yeni Boşbeleşlikler



Uzunca bir zamandır yazmıyor olmam, Can Efendi’nin boşbeleşliklerine ara verdiği anlamına gelmiyor. Aksine, boşbeleşlik sanatında Mastır’lık seviyesine ulaştı diyebilirim. Sensei sensei, herif resmen boşbeleşlikte karakuşak bilmemkaçıncı dan. Ben hala çözemedim, planlıyor mu bu kadar boşbeleşliği diye ama sanırım doğuştan. Ben buraya yazmayalı Can accayip dillendi. Herbir şeyi konuşuyor diyebilirim. Boundan posundan çapından beklenmeyecek cümleler kurdukça daha da bi komik oluyor. Çok şey var yazacak, birkaçını dökülüyorum.


1- Geçenlerde Gözde bana bir şey söyledi. Dedi ki Eren “Can’a şu şarkıyı sen mi öğrettin?” Ama bu sırada Can’ın bizimle alakası yok. Uzakta bir şeylerle oynuyor.”Yok” dedim. "Ben öğretmedim." “Peki Zarife öğretmiş olabilir mi? “ dedi Gözde, “Evet olabilir. Bu melodi biraz Zarife kokuyo.” dedim. Uzaktan endişe dolu bir ses geldi, ağlamaklı. “Kokmuyooo, kokmuyooo.”
Enayi, altını değiştirilecek de oyunundan alıkonacak sandı. Kaka yapmadım demeye çalışıyo :)
Yahu sen bu konuda bu kadar şuurlu bilinç sahibi biriysen niye hala altına s.çarsın arkadaş.


2- Allahaısmarladık, yani halk dilinde alasmaldık, yerine “Alamasdııııık” diyo. Kayda geçsin.

3- Dün yanıma geldi, tam da Türkiye- ABD basketbol finali başlayacak. Bana dedi ki.
“Errrren, UA Didadam açalım.”
“Canki birazdan UA Didadamın kendisi başlicak Toojonda” (Toojon = Televizyon)
Toojonda açmaaalım, Bişallalda açalım.” (Bişalal = Bilgisayar)
“Canki ama bişalalde açmanın anlamı yok. Toojonda başlicak şimdi.”

Ağlamaya başladı bir Can, bişalalde açalım diye.

“Canki, bak hem bişalal’in şarjı bitmiiiiş. İçerde uyuyomuş.”
“Errren, o jaman bişalali fişe tâkâlım.”
“Ee, Can, n’olcak fişe takınca?”
“UA Didadam şarj olûcak.”
"Yuuh"
"Yuuh" (Ben bi yansıma sözcük kullanırsam kesin tekrar ediyo.)


Ulan hıyartoto, şarj olan bişalal demek istedim sana bir an. Sonrasındayda kendimi bilgisayarın başında (fişe takılmış olarak) UA Didadam dansı yaparken buldum.

4- Gözde ve Kaya’nın genel rutini şöyle. Sabah Gözde Can’ı annemlere bırakıyor. Kaya da akşam alıp eve getiriyor. Bi akşam işten eve dönüp, Can’ı ben aldım ve annesinin babasının yanına götürdüm. Arabaya bindik. Bana diyor ki, “Normalde babukayla gidooruz. Şimdi Coo’yla”

Ulan çapsız, senin neyine “normalde” kelimesini kullanmak.

5- Geçen gün annem Can’a "İ-a-mi Dayın gelicek birazdan Can." demiş. (İ-a-mi Dayı = İlhami Dayı, Yani büyük dayı).

El cevap: “İ-a-mi dayı gelmesin. Normal dayım gelsin.” Ben miyim lan normal dayı, ibiş. Süperdayıyım ben.

6- Bu aralar favori şarkısı, Bodrum’a da gittik beraber, İiiistanbul’da da yaşadık. Kameralara söylesin hemen koyucam buraya.

7- Borik, yani amcası Bora bu aralar askerde. Arada bir Can’la konuşma fırsatı buluyor tabii ki. Can zaten çok meraklı amcasına, hemen telefonu kapıyo ve diyo ki. “Borik, askerlik nası gidiyo.” Yahu arkadaş, sen Borik’in bi üst devresi filan mısın nesin anlamadım ki. Askerlik nası mı gidiyo? Borik seni gıdık manyağı yapsın dönünce de gör sen bakalım. Bu arada, Borik Amca, dayan. Unutma ki, bir gün gelecek bir gün kalacak ve şafak, doğan güneş olacak. Bir an evvel gel, Canki çok özlüyo seni.

8- Can bu aralar saklambaç oyunun mantığını kavradı. Yani ebenin gözlerini yumması, birisinin saklanması filan gibi temel taşlarını kaptı işin. Sobelemeyi bile anladı. Kendisi gözlerini yumup saydığında ben bir yere saklanırsam gözlerini açtıktan sonra beni araması ve görüp sobelemesi gerektiğini anladı. Sorun şu ki, ben gözlerimi yumup saydığımda, yani onun saklanması gerektiğinde, benim yanımda durup sadece o yumuk elleriyle kendi gözlerini kapatıyor. Gözleri kapanınca görünmez olduğunu sanıyor. Ben de yalandan “Nerde bu Can ya, yer yarıldı içine girdi sanki” filan diyorum. Halbuki enayi dümbeleği elleriyle gözlerini kapamış salonun ortasında duruyor. İnsanın ısırası geliyo valla.

9- Malumunuz bu yaz çok sıcak geçti. Çocuk da bunaldı tabii, geçen gün annemin kucağında apartmanın dışına çıkmış. Enteresan bir şekilde hava serinmiş. Çocuk bunaltıcı sıcağın yüzüne çarpmasını beklerken bir anda serinlikle karşılaşmış. Ve hemen anneme demiş ki “Annaneşi, havalal klimayı açmış.”

10- Gözde geçen gün banyo yaptırıyormuş arkadaşa, bu ibiş de yok efendim sağa sola su sıçratmalar olsun, sabunu ordan buraya atmalar olsun, yankı yapan ortamda bağırmalar filan olsun, bir takım taşkınlıklara imza atmış. Gözde de demiş ki, “Can banyo yaparken bazı kurallar vardır ve onlara uymak gerekir.” Can da demiş ki “Burada kulallalı ben koyarım.”. Nerden öğrendin lan sen o cümleyi?

Çapsız dostum, yerler senin kurallarını, haberin olsun.


Kız ebeveynleri dikkat! Kızınızı boş bırakırsanız, ya davulcuya kaçar, ya zurnacıya.

to be continued