23 Kasım 2010 Salı

Canyu!

Ne Kayyuymuş arkadaş.

Caillou bir çizgi film. Baştakipçilerinden bir tanesi de Can. Caillou'nun her biri kendinden de boşbeleş arkadaşları Klementayn, Leo, Sera... Allah o kıza akıl fikir bahşetsin kardeşi Rozi... Hepsi kankalarımız oldular.

Neyse geçen gün Cancan'la parka gittik. Arkadaş sürekli şarkı söylemekle beraber, "Cancım bi Kayyu Theme Song'u okur musun?" filan dediğinde, sağolsun hiç icra etmez. Parkta, boş anını yakaladım ve eseri okutmayı başardım.
Olayın ruhunu kapmanız için öncelikle dikkatlice bir iki kez şu aşağıdaki videonun ilk 20 saniyesini izleyip şarkıyı içselleştirmeniz gerekiyor. İşte:



Öncelikle bu videonun ilk 20 saniyesini izleyin. Şarkının sözlerini dinleyin.

Şimdi de bunu



Orijinali:

I'm just a kid who's four
Each day I grow some more
Caillou

So many things to do
Each day is something new
I'm Caillou

Cancası (Vallahi birebir dinleyip çıkartıyorum.)
An çaste kinti zor

İiiş dey a ra sam sı mor
Kaaayyu

Tuu veni çestudu

İiiş dey iikah ta mor

Kaaayyu
Kaaayyu
Aym Kaaayyu.



Boşbeleş adam boşbeleş. Boşuna demiyorum ben.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Boling, çarpan araba, tren


Can, 1 ay evveline kadar hareket eden oyuncak arabalar, trenler, çarpışan arabalardan pek hoşlanmıyordu. Biz de birkaç denemeden sonra hiç teklif etmemeye başlamıştık.
Ama geçtiğimiz haftasonu kendisiyle tiyatroya gittiğimiz Cevahir Alışveriş Merkezi'nde, bu oyunlara ilgi gösterdiğini fark ettik.
Önce "boling" oynayan abileri izledik.



Sonra, Can, babukayla "çarpan arabalar"a bindi.



Bu arada tiyatroda da son derece uyumlu ve katılımcıydı, sanırım bu sezon bol bol tiyatroya gideceğiz!

13 Eylül 2010 Pazartesi

Uzun bir aradan sonra, Yeni Boşbeleşlikler



Uzunca bir zamandır yazmıyor olmam, Can Efendi’nin boşbeleşliklerine ara verdiği anlamına gelmiyor. Aksine, boşbeleşlik sanatında Mastır’lık seviyesine ulaştı diyebilirim. Sensei sensei, herif resmen boşbeleşlikte karakuşak bilmemkaçıncı dan. Ben hala çözemedim, planlıyor mu bu kadar boşbeleşliği diye ama sanırım doğuştan. Ben buraya yazmayalı Can accayip dillendi. Herbir şeyi konuşuyor diyebilirim. Boundan posundan çapından beklenmeyecek cümleler kurdukça daha da bi komik oluyor. Çok şey var yazacak, birkaçını dökülüyorum.


1- Geçenlerde Gözde bana bir şey söyledi. Dedi ki Eren “Can’a şu şarkıyı sen mi öğrettin?” Ama bu sırada Can’ın bizimle alakası yok. Uzakta bir şeylerle oynuyor.”Yok” dedim. "Ben öğretmedim." “Peki Zarife öğretmiş olabilir mi? “ dedi Gözde, “Evet olabilir. Bu melodi biraz Zarife kokuyo.” dedim. Uzaktan endişe dolu bir ses geldi, ağlamaklı. “Kokmuyooo, kokmuyooo.”
Enayi, altını değiştirilecek de oyunundan alıkonacak sandı. Kaka yapmadım demeye çalışıyo :)
Yahu sen bu konuda bu kadar şuurlu bilinç sahibi biriysen niye hala altına s.çarsın arkadaş.


2- Allahaısmarladık, yani halk dilinde alasmaldık, yerine “Alamasdııııık” diyo. Kayda geçsin.

3- Dün yanıma geldi, tam da Türkiye- ABD basketbol finali başlayacak. Bana dedi ki.
“Errrren, UA Didadam açalım.”
“Canki birazdan UA Didadamın kendisi başlicak Toojonda” (Toojon = Televizyon)
Toojonda açmaaalım, Bişallalda açalım.” (Bişalal = Bilgisayar)
“Canki ama bişalalde açmanın anlamı yok. Toojonda başlicak şimdi.”

Ağlamaya başladı bir Can, bişalalde açalım diye.

“Canki, bak hem bişalal’in şarjı bitmiiiiş. İçerde uyuyomuş.”
“Errren, o jaman bişalali fişe tâkâlım.”
“Ee, Can, n’olcak fişe takınca?”
“UA Didadam şarj olûcak.”
"Yuuh"
"Yuuh" (Ben bi yansıma sözcük kullanırsam kesin tekrar ediyo.)


Ulan hıyartoto, şarj olan bişalal demek istedim sana bir an. Sonrasındayda kendimi bilgisayarın başında (fişe takılmış olarak) UA Didadam dansı yaparken buldum.

4- Gözde ve Kaya’nın genel rutini şöyle. Sabah Gözde Can’ı annemlere bırakıyor. Kaya da akşam alıp eve getiriyor. Bi akşam işten eve dönüp, Can’ı ben aldım ve annesinin babasının yanına götürdüm. Arabaya bindik. Bana diyor ki, “Normalde babukayla gidooruz. Şimdi Coo’yla”

Ulan çapsız, senin neyine “normalde” kelimesini kullanmak.

5- Geçen gün annem Can’a "İ-a-mi Dayın gelicek birazdan Can." demiş. (İ-a-mi Dayı = İlhami Dayı, Yani büyük dayı).

El cevap: “İ-a-mi dayı gelmesin. Normal dayım gelsin.” Ben miyim lan normal dayı, ibiş. Süperdayıyım ben.

6- Bu aralar favori şarkısı, Bodrum’a da gittik beraber, İiiistanbul’da da yaşadık. Kameralara söylesin hemen koyucam buraya.

7- Borik, yani amcası Bora bu aralar askerde. Arada bir Can’la konuşma fırsatı buluyor tabii ki. Can zaten çok meraklı amcasına, hemen telefonu kapıyo ve diyo ki. “Borik, askerlik nası gidiyo.” Yahu arkadaş, sen Borik’in bi üst devresi filan mısın nesin anlamadım ki. Askerlik nası mı gidiyo? Borik seni gıdık manyağı yapsın dönünce de gör sen bakalım. Bu arada, Borik Amca, dayan. Unutma ki, bir gün gelecek bir gün kalacak ve şafak, doğan güneş olacak. Bir an evvel gel, Canki çok özlüyo seni.

8- Can bu aralar saklambaç oyunun mantığını kavradı. Yani ebenin gözlerini yumması, birisinin saklanması filan gibi temel taşlarını kaptı işin. Sobelemeyi bile anladı. Kendisi gözlerini yumup saydığında ben bir yere saklanırsam gözlerini açtıktan sonra beni araması ve görüp sobelemesi gerektiğini anladı. Sorun şu ki, ben gözlerimi yumup saydığımda, yani onun saklanması gerektiğinde, benim yanımda durup sadece o yumuk elleriyle kendi gözlerini kapatıyor. Gözleri kapanınca görünmez olduğunu sanıyor. Ben de yalandan “Nerde bu Can ya, yer yarıldı içine girdi sanki” filan diyorum. Halbuki enayi dümbeleği elleriyle gözlerini kapamış salonun ortasında duruyor. İnsanın ısırası geliyo valla.

9- Malumunuz bu yaz çok sıcak geçti. Çocuk da bunaldı tabii, geçen gün annemin kucağında apartmanın dışına çıkmış. Enteresan bir şekilde hava serinmiş. Çocuk bunaltıcı sıcağın yüzüne çarpmasını beklerken bir anda serinlikle karşılaşmış. Ve hemen anneme demiş ki “Annaneşi, havalal klimayı açmış.”

10- Gözde geçen gün banyo yaptırıyormuş arkadaşa, bu ibiş de yok efendim sağa sola su sıçratmalar olsun, sabunu ordan buraya atmalar olsun, yankı yapan ortamda bağırmalar filan olsun, bir takım taşkınlıklara imza atmış. Gözde de demiş ki, “Can banyo yaparken bazı kurallar vardır ve onlara uymak gerekir.” Can da demiş ki “Burada kulallalı ben koyarım.”. Nerden öğrendin lan sen o cümleyi?

Çapsız dostum, yerler senin kurallarını, haberin olsun.


Kız ebeveynleri dikkat! Kızınızı boş bırakırsanız, ya davulcuya kaçar, ya zurnacıya.

to be continued





31 Ağustos 2010 Salı

Hoppaaaaaa



Bizim taklacının basketbol tutkusunu bilmeyen yok artık.
Evde, sokakta, plajda, basket her daim aklımızda.

Ama şu ara, Dünya Basketbol Şampiyonası sırasında, her zamankinden bile çok aklımızda.
Televizyon, gazeteler, billboardlar... Heryerde basket topları, dev adamlar... Arabamızın teybinde sürekli tatatalı Ua didadam..
Hayatımızı Turkcell'in reklamı gibi yaşıyoruz. Mama ağza girdi "hoppaaaaa", üzüm şu delikten geçti "hoppaaaaa", lego kovaya girdi "hoppaaaa"...

Topun önündeki sahte gülüş ve diğer fotoğraflar, Kanyon'un önünde çekildi.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Taklacı güvencik


Can kuşları çok seviyor.
En çok da onlara yem vermeyi.
Annanesiyle parkta, Ortaköy'de hemen kuşların yanına koşuyor, simidinden parçalar, ya da bazen "kuş maması" veriyor onlara.
Genellikle "güvencik" oluyor gördüğümüz kuşlar.

Diğer yandan Can, bir süredir takla atmayı öğrendi. Fakat öyle heryerde değil, sadece bizim yatağın üstünde atıyor taklaları. Eve kim gelse, bizim odaya götürülüyor ve gösteri izletiliyor.
Yalnız bizim taklacı güvencik, takla atarken kafasını nereye koyacağını biliyor da, takla attıktan sonra ayakları tam nereye gelecek hesaplayamıyor. Onun için de babuka ve anne yatağın kenarlarında güvenlik şeridi oluşturuyor genellikle.

Ama geçen gün, Bora geldiğinde, kaşla göz arasında gösteri alanına gitmişler. Taklacı, şovuna başlamış, kafayı koymuş, ama yatağın yanına oldukça yakınmış ve maalesef hooop aşağı düşmüş. Sanırım düşmenin şiddetinden değil (yumuşak bir iniş yapmış) ama o boşluğa düşme duygusu ve hafif hayal kırıklığından ötürü epey ağladı.

Ama bu onu yıldırmadı. İlk saatlerde biraz tereddütlü olsa da eski performasını kazandığını görüyorum.. :)

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Ulan Köfte! İyi ki doğdun.



Cancan, sen doğmasaydın,

  • Bu renge turuncuk dendiğini,
  • Tatatalı şarkıların, tatatasız şarkılardan farklarını, hatta tatalı diye bir şarkı tipi olduğunu,
  • Uzaklardan atılan güçlüklerin, en tatlı güçlükler olduğunu,
  • Başket atmanın, sadece bir spor hadisesi değil, yaşam biçimi olduğunu,
  • 4 topun aynı anda potanın üstünde biriktirilip, dörtlü başket atılabileceğini
  • Evlerimizin isimlerinin, "Dedemiz Evimiz" "Anne baba evimiz" "Zarefe Evimiz" olduğunu,
  • Ayakkabının büyüğüne palet dendiğini,
  • "Musti, musti" şarkısını,
  • Güzel bir yiyecek yedikten sonra "Vatandaş Götürsün" demenin güzelliğini,
  • Caillou'nun aklı kıt kardeşi Rozi'yi,
  • Ayrıca, Caillou'nun pipisinin çıkıp, çocuklarınkinin çıkmadığını (Bir Calliou oyuncağı var, kendisinin şortunu indirip bu tespiti kendisi yaptı.)
  • Lahmacun'a Mahmacun denince lezzetinin en az iki kat arttığını,
  • 5 kuruş yutunca, bir insanın ne kadar rahat çıkarabileceğini,
  • 5 kuruşu yuttuktan sonra apar topar hastaneye gittiğinin ertesi günü, çorabının içine para sokup, "Ayağımı haştaneye götülelim." demenin, düşününce aslında o kadar da mantıksız olmadığını,
  • Kıvırcık kelimesinin doğrusunun ıbırcık, meyve suyunun doğrusunun ise mamaşu olduğunu,
  • Bu hayattaki en fiyakalı ayakkabıların, UA Didadam akkabıları olduğunu, gerisinin havaciva olduğunu,
  • En afili kıyafetin, üstüne pota resmi olan olduğunu,
  • Havaya atılan bir topu, Aydidi'nin kapabileciğini,
  • Sonra Aydidi'ye serzenişte bulunularak, o topun geri alınabileceğini,
  • Ayakların yerden kesilmeden de zıplanabileceğini. En havalı zıplayışların çömelmek suretiyle gerçekleştiğini,
  • Kendi boyunun 5 katı yükseklikteki abi potalarının yüksekliklerine hiç aldırmadan onlara basket atmaya çalışmanın aslında sonuçsuz kalmayacağını
  • Eylem'in gerçek adının Leylem olduğunu

hiçbir zaman bilemeyecektim.

İyi ki de doğdun!

Dipnot:
Normal şartlar altında 16 Temmuz'da doğman bekleniyordu. Ben de, 14 Temmuz günü yani senin doğumundan 2 gün önceki sabah askere gidecektim. Sen ne yaptın? "Yaaa, 2 gün için Co'yu mu kırıcam" diyip, hop çıkıverdin! Kıyak adam olduğun ordan belliydi zaten. Gerçi o zamanlar ben, senin bana Co dediğini bile bilmiyodum. İçinden diyodun. İşte o günün üstüne tam 2 yıl geçti. Tatlılığına tatlılık, boşbeleşliğine boşbeleşlik kattın. Amma da seviyoruz seni.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Tatilden kareler