31 Ağustos 2010 Salı

Hoppaaaaaa



Bizim taklacının basketbol tutkusunu bilmeyen yok artık.
Evde, sokakta, plajda, basket her daim aklımızda.

Ama şu ara, Dünya Basketbol Şampiyonası sırasında, her zamankinden bile çok aklımızda.
Televizyon, gazeteler, billboardlar... Heryerde basket topları, dev adamlar... Arabamızın teybinde sürekli tatatalı Ua didadam..
Hayatımızı Turkcell'in reklamı gibi yaşıyoruz. Mama ağza girdi "hoppaaaaa", üzüm şu delikten geçti "hoppaaaaa", lego kovaya girdi "hoppaaaa"...

Topun önündeki sahte gülüş ve diğer fotoğraflar, Kanyon'un önünde çekildi.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Taklacı güvencik


Can kuşları çok seviyor.
En çok da onlara yem vermeyi.
Annanesiyle parkta, Ortaköy'de hemen kuşların yanına koşuyor, simidinden parçalar, ya da bazen "kuş maması" veriyor onlara.
Genellikle "güvencik" oluyor gördüğümüz kuşlar.

Diğer yandan Can, bir süredir takla atmayı öğrendi. Fakat öyle heryerde değil, sadece bizim yatağın üstünde atıyor taklaları. Eve kim gelse, bizim odaya götürülüyor ve gösteri izletiliyor.
Yalnız bizim taklacı güvencik, takla atarken kafasını nereye koyacağını biliyor da, takla attıktan sonra ayakları tam nereye gelecek hesaplayamıyor. Onun için de babuka ve anne yatağın kenarlarında güvenlik şeridi oluşturuyor genellikle.

Ama geçen gün, Bora geldiğinde, kaşla göz arasında gösteri alanına gitmişler. Taklacı, şovuna başlamış, kafayı koymuş, ama yatağın yanına oldukça yakınmış ve maalesef hooop aşağı düşmüş. Sanırım düşmenin şiddetinden değil (yumuşak bir iniş yapmış) ama o boşluğa düşme duygusu ve hafif hayal kırıklığından ötürü epey ağladı.

Ama bu onu yıldırmadı. İlk saatlerde biraz tereddütlü olsa da eski performasını kazandığını görüyorum.. :)

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Ulan Köfte! İyi ki doğdun.



Cancan, sen doğmasaydın,

  • Bu renge turuncuk dendiğini,
  • Tatatalı şarkıların, tatatasız şarkılardan farklarını, hatta tatalı diye bir şarkı tipi olduğunu,
  • Uzaklardan atılan güçlüklerin, en tatlı güçlükler olduğunu,
  • Başket atmanın, sadece bir spor hadisesi değil, yaşam biçimi olduğunu,
  • 4 topun aynı anda potanın üstünde biriktirilip, dörtlü başket atılabileceğini
  • Evlerimizin isimlerinin, "Dedemiz Evimiz" "Anne baba evimiz" "Zarefe Evimiz" olduğunu,
  • Ayakkabının büyüğüne palet dendiğini,
  • "Musti, musti" şarkısını,
  • Güzel bir yiyecek yedikten sonra "Vatandaş Götürsün" demenin güzelliğini,
  • Caillou'nun aklı kıt kardeşi Rozi'yi,
  • Ayrıca, Caillou'nun pipisinin çıkıp, çocuklarınkinin çıkmadığını (Bir Calliou oyuncağı var, kendisinin şortunu indirip bu tespiti kendisi yaptı.)
  • Lahmacun'a Mahmacun denince lezzetinin en az iki kat arttığını,
  • 5 kuruş yutunca, bir insanın ne kadar rahat çıkarabileceğini,
  • 5 kuruşu yuttuktan sonra apar topar hastaneye gittiğinin ertesi günü, çorabının içine para sokup, "Ayağımı haştaneye götülelim." demenin, düşününce aslında o kadar da mantıksız olmadığını,
  • Kıvırcık kelimesinin doğrusunun ıbırcık, meyve suyunun doğrusunun ise mamaşu olduğunu,
  • Bu hayattaki en fiyakalı ayakkabıların, UA Didadam akkabıları olduğunu, gerisinin havaciva olduğunu,
  • En afili kıyafetin, üstüne pota resmi olan olduğunu,
  • Havaya atılan bir topu, Aydidi'nin kapabileciğini,
  • Sonra Aydidi'ye serzenişte bulunularak, o topun geri alınabileceğini,
  • Ayakların yerden kesilmeden de zıplanabileceğini. En havalı zıplayışların çömelmek suretiyle gerçekleştiğini,
  • Kendi boyunun 5 katı yükseklikteki abi potalarının yüksekliklerine hiç aldırmadan onlara basket atmaya çalışmanın aslında sonuçsuz kalmayacağını
  • Eylem'in gerçek adının Leylem olduğunu

hiçbir zaman bilemeyecektim.

İyi ki de doğdun!

Dipnot:
Normal şartlar altında 16 Temmuz'da doğman bekleniyordu. Ben de, 14 Temmuz günü yani senin doğumundan 2 gün önceki sabah askere gidecektim. Sen ne yaptın? "Yaaa, 2 gün için Co'yu mu kırıcam" diyip, hop çıkıverdin! Kıyak adam olduğun ordan belliydi zaten. Gerçi o zamanlar ben, senin bana Co dediğini bile bilmiyodum. İçinden diyodun. İşte o günün üstüne tam 2 yıl geçti. Tatlılığına tatlılık, boşbeleşliğine boşbeleşlik kattın. Amma da seviyoruz seni.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Tatilden kareler





21 Haziran 2010 Pazartesi

Tatil



Can bu tatilde, kirazı yerken ağzında çekirdeğini çıkarmayı, ağaç çıksın diye çekirdeği bahçeye atmayı, karıncaların evlerine nasıl mama götürdüğünü, kumdan kale ve doğum günü pastası yapmayı, kocumaaan hoparlörlerden nasıl ses çıktığını, "Mecburen mecburen" ve "Deli deli kulakları küpeli" şarkılarını, altında bez yokken çiş yapmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendi.

Bir de anektod:

- Can, İstanbul'u özledin mi?
- Öjledim.
- Kimleri özledin say bakalım.
- 1, 2, 3, 4
- ??!?


Elbette sahile giderken potamızı da götürüyorduk!

18 Haziran 2010 Cuma

Son Dakika! Turuncuk Top Yunan Adaları'nda!

Can'ın bu hayatta en sevdiği şey basket oynamak. Dolayısıyla da basket toplarına apayrı bir düşkünlüğü var. Bugüne kadar yüzlerce topu oldu desem inanın hiç abartmış olmam. Ancak bir tane topu var ki dünya bir yana o top bir yana idi. Bütün fotoğraflarda da elinde gördüğünüz o turuncuk top. Onsuz ne uyur, ne banyo yapar ne arabaya biner. Turuncuk Top, ailenin bir parçasıdır.

Neyse,
Bu aralar Can tatilde. Bodrum Aspat’ta. Tatilde de kendisine o turuncuktan başka 6 6 tane yeni top aldırmayı başarmış. Top masrafından başka hiçbir masrafı yok Can’ın. Çok hesaplı bir çocuk . Bir adet yeni sıçık plastik topla bütün gününü mutlu geçirebiliriyor. Portföye ne kadar yeni top girerse girsin Turuncuk Top’un yeri bir başka ama. Bir elinde her zaman o top. Diğer elindekiyse değişken.

Bu satırları aldığım çok taze bir haber üzerine yazıyorum Cancan. Sen şu anda tatilde öğlen uykundasın. Sen uyurken sahildeki topunu da rüzgar almış ve denize sürüklemiş. Turuncuk Top nöbetini aksatan anne ve babansa bu gidişe engel olamamış. Görmemişler bile. Gördüklerinde ise çok geçmiş. Yunanistan karasularındaymış senin turuncuk. Aynısından alalım çocuğa bir tane desek, yok maalesef. Üretimde olan cins bişi diil. Emsalsiz bir toptu. Ayrıca yaşanmışlıklar ne olacak?

Sakın üzme kendini. Bunlar basketbolun içinde olan şeyler. Topun emin ellerde. Hem Yunan basketbolu da en az Türk basketbolu kadar iyidir. Bir çırpıda aklıma gelenler Olimpiyakos, Panatinaykos, Aris boru değil.
Senin turuncuk topunla bir süre Pipidis’ler, Seyitalidis’ler oynayacak Cancan. Takma kafana, onlar da kardeş. Bak senin topu kesin şöyle bir tip kaptı ha Ege'nin öbür ucunda.



Bu post’un sonuna gelirken Can'ın tatilde çekilmiş cüretkar bir pozunu da eklemeden geçemeyeceğim. Arkadaş;! Madem mayosuzsun donsuzsun, niye oturursun kızgın kumlara? Di mi ama! O nası bi popodur? Kızgın kumlardan serin sulara geçiş şeklin bu mudur yani senin anlamadım ki.

28 Mayıs 2010 Cuma

Can parka giderken...

Parka giderken en büyük zevkimiz, Teşvikiye Camii'nin parmaklıklarının altındaki duvarda yürümek. Fotoğrafta da yine bir park seansına doğru ilerliyor...

Bu arada, son dönemde bakıyorum da, turuncuksuz neredeyse hiç fotoğrafı yok Can'ın... :)